Şüphe

Kesin doğru veya kesin yanlış olan şeye gerçek denir. Gerçek kelimesinin tanımını bir başka şekilde açıklamak gerekirse, herkes tarafından kabul edilen, aksinin iddaa edilemeyeceği olaylar veya durumlardır denilebilir. İnanılması güç olmayan, hayatımızı çeşitli yönlerde etkileyen hatta hayatımızı oluşturan şeylerdir bile diyebiliriz.

Gerçekler sayesinde oluşan bu hayatımızı yaşarken inanması güç olaylarla karşılaşırız. Karşılaştığımız bu olaylara tepkilerimizi göstermekten geri durmayız. Tepkilerimizle birlikte şekillendiriyoruz benliğimizi, çevremizi ve hayatımızı. İnandıklarımız ve inanmadıklarımızla birlikte yaşadığımız hayatımıza inanmak istemediklerimizin de dahil olduklarını kabul edip, bunların farkında olarak kalan yaşamımıza devam etmeliyiz.

Şüphe nedir, ne değildir?

Bu yazımda şüphe kavramı hakkındaki düşüncelerimi paylaşacağım sizlerle. Bu kavramın tanımını yapmak gerekirse, çevremizde olan her olayın, kesinlik durumu farketmeden gerçekleşen her olaya “Ya öyle değilse?” sorusunu sormaktır diyebilirim. Bu soruyu bizler, düşünüp, tasarlayıp sormayız. Bu soru kafamızda otomatikman oluşan bir sorudur. Bize kalan şey ise sorunun cevabını arayıp bulmaktır. Bulduktan sonra ise cevabını bulduğumuz o olayla alakalı şüphemiz giderilmiş olur. Ama şunu söylemem gerekiyor, şüphe kavramını kafamızdan çıkartamayız.

şüphe, kişisel gelişim

Ya öyle değilse? Yani size anlatılan şeyler ya doğru değilse? Öğrendiklerimiz doğru değilse? Öğreneceğimiz şeyler ne kadar doğru? Kime göre doğru, neye göre doğru? Bu sorduğum sorular tamamiyle temel durumlarımızı oluşturan sorulardır. Bu durumların doğruluğunu ister istemez sorgularız. Doğruluğu sorgulamak, şüphelenmek demektir.

Şüphelenmemizin sonucunda merak etmeye başlarız. Merak ettiğimiz olayların peşine düştüğümüzde ise neyin ne olduğunu anlayabilmek için elimizden geleni yaparız. Sonuca ulaştığımızda, öğrendiğimiz olayın gerçekten öğrendiğimiz gibi olduğunu anladığımız zaman ise rahatlarız. Belki de boşu boşuna şüphelendiğimizi düşünüp pişman bile olabiliriz. Karşımızdaki insanın güvenini kaybedeceğimizi düşünürüz. Ancak şüphelenmemizin sonucuna ulaştığımız zaman ise karşımızdaki insana olan güvenimizi kaybedebiliriz.

“Şüphelenmekte haklıyım.” diye bir şey yok. Şüphesiz, insanlar şüpheleniyorlar. Bunu böyle kabul etmeliyiz diye defalarca vurgulamak istedim. Birinin sizden veya sizin birisinden şüphelenmeniz güven kaybına yol açmamalı. Çünkü bizler, istesek de istemesek de şüpheleneceğiz.

Peki ne yapılmalı? Her işimizden şüphelenileceği için hep temkinli mi davranmalıyız? Dediğimiz veya yaptığımız her şeyin kesinliğiyle alakalı çeşitli kanıtlar mı ortaya koymalıyız? Bunlara gerek yok. Yapmamız gereken şeyleri yapalım. Bizden kanıtlamamız istenirse, vicdanımızı rahatlatmak için kanıtlamaya çalışalım. Başkalarını inandırma derdimiz olmamalı. Çünkü şüphe, insanın hep içinde olan bir şey. Onu oradan söküp alamayız. Bunu böyle kabul edip, yaptığımız işin en iyisi için uğraşmalı, sadece ve sadece kendimiz için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız.

Yorum yapın