Etiket arşivi: kişisel gelişim

Hobi

Günlük hayatımızda yapmak zorunda olduğumuz şeyler var. Bunları yaparken belli bir amaç uğruna yaptığımızı düşünürsek, kendimizi huzurlu hissetmemizi sağlamamız gerekir. Çoğumuz için bu durum geçerli değildir. Huzurlu olmak için yapmamız gereken şeyler bizim yararımıza olmaktadır. Yararımıza olan şeylerden bir çıkarımız olduğu sürece onları daha çok yapmak isteyeceğiz. Bunlara örnek olarak hobi diyebiliriz. Yapabileceğimiz birden fazla hobi fikirleri bulunmaktadır. Kişisel gelişim yazıları konusu olarak hobilerimizden bahsedeceğim.

Hobi ne demek?

Boş zamanlarımızın boşa geçmemesini sağlamak için yaptığımız etkinliklerdir. Bu etkinlikler sayesinde kendimizi daha iyi hissedebilir ve ertesi güne daha istekli şekilde uyanabiliriz.

Yaptığımız şeylerin bir bedeli var. Bazen bir şeyler ödüyoruz bazen de bir şeyler ediniyoruz yaptıklarımızın sonucunda. Bu bedeller zaman, para veya başka şeyler olabilir. Bir hedef uğruna çalışıyor veya çabalıyorsak, hedefe ulaşana kadar ödediğimiz bedeller, hedefe ulaştıktan sonra aldığımız ödüle değiyor. Aldığımız ödülün bizi tatmin etmesi gerekiyor eğer hedefimizi daha da ilerletip geliştirmek istiyorsak.

Neden Hobi Edinmeliyiz?

Uzun ve stresli bir günün ardından rahatlamak için dinlenmek ve kendimize zaman ayırmak isteriz. Bu zamanları kişisel gelişimimiz için kullanmalıyız. Kişisel gelişimimiz için illa başarmanın sırrı, özgüven veya stresle alakalı yazılar okumak zorunda değiliz. Kendimizi ne yaparken iyi hissediyorsak onu yapmalıyız. Hava güzelse biraz yürüyüş yapabiliriz, akşam televizyonda sevdiğimiz bir dizi veya film olabilir, yapmayı ve yemeyi sevdiğimiz bir yemeyi yapıp yiyebiliriz, kitap okuyabilir veya bir şeyler yazabiliriz… Bunlar aklıma gelen birkaç örnek. İnsanların birbirlerinden farklı hayatlar yaşadıklarını kabul edersek, herkes için farklı farklı etkinlikler olabilir. Bunları kendimiz deneyip, bulup, hayatımıza katmalıyız. Hobi çeşitleri oldukça fazladır. Birisini seçip hayatımıza katmalıyız.

Tekrarlarını değiştir!

Gelelim en önemli konuya. Sıkılmak. Yaptığımız işten sıkılabiliriz, hobilerimizden sıkılabiliriz, çevremizdekilerden sıkılabiliriz. Sıkılmamızın ana sebebi, aynı şeyleri her gün tekrar ediyor oluşumuzdur. Bu tekrarları bozmamalıyız ama değiştirmeliyiz. Her gün kendimizi rahatlatmak ve daha huzurlu bir hayat yaşamak için tekrarlarımızdan vazgeçmemeliyiz. Bunlar artık bizler için alışkanlık haline gelmelidir. Tekrarlarımızı değiştirmeliyiz ama nasıl? Çok basit. Her ne yapıyorsanız yapmaya devam edin, ancak yaptığınız şeylerin zamanlarını ve mekanlarını değiştirin. Bir önceki günle aynı olmamasına özen gösterin. Hobilerinizi yaparken yeni şeyler keşfetmeye çalışın. Belki keşfettiğiniz şeyler sayesinde yeni hobiler edinirsiniz.

Devam et!

Sıkılma meselesini çözdüğümüzü düşünüyorsak, artık devamlılık konusuna geçebiliriz. Kendimizi zorunlu hissetmeden, hobilerimizi nasıl devam ettirmeliyiz? Birkaç örnek vermek istiyorum bu konuyla alakalı.

1-) Yaptıklarınızı paylaşıp iyi veya kötü eleştirileri değerlendirin. Yaptığınız işler hakkında çeşitli düşüncelere sahip olan arkadaşlarınız olacaktır. Onların eleştirileri arasında yapıcı ve sizin için yararlı olabileceğini düşündüklerinizi alın, bunları değerlendirin ve hobilerinizi bu şekilde ilerletmeye çalışın. Böylelikle her geçen gün ilerlediğinizi göreceksiniz ve bu, kararlı bir şekilde hobinize devam etmenizi sağlayacak.

2-) Hobilerinizden para kazanmaya çalışın. Yaptıklarınızla kendinizi huzurlu hissedebilirsiniz. Peki yaptıklarınız sayesinde insanlara yardım etme hazzını tattıktan sonra o hobinizi bırakabilecek misiniz? Hele bir de yaptıklarınızın sonucunda edindiğiniz manevi tecrübelere ek olarak maddi bir gelirinizin olduğunu da düşünürsek, hobiniz sizin için vazgeçilmez bir eğlence olacaktır.

3-) Hobi malzemesi bulmak oldukça kolay. Bunlara düzenli harcamalar yapmak gerekebilir. Harcanacak olan paranın miktarı hobiden hobiye değişiklik göstermektedir.

Şüphe

Kesin doğru veya kesin yanlış olan şeye gerçek denir. Gerçek kelimesinin tanımını bir başka şekilde açıklamak gerekirse, herkes tarafından kabul edilen, aksinin iddaa edilemeyeceği olaylar veya durumlardır denilebilir. İnanılması güç olmayan, hayatımızı çeşitli yönlerde etkileyen hatta hayatımızı oluşturan şeylerdir bile diyebiliriz.

Gerçekler sayesinde oluşan bu hayatımızı yaşarken inanması güç olaylarla karşılaşırız. Karşılaştığımız bu olaylara tepkilerimizi göstermekten geri durmayız. Tepkilerimizle birlikte şekillendiriyoruz benliğimizi, çevremizi ve hayatımızı. İnandıklarımız ve inanmadıklarımızla birlikte yaşadığımız hayatımıza inanmak istemediklerimizin de dahil olduklarını kabul edip, bunların farkında olarak kalan yaşamımıza devam etmeliyiz.

Şüphe nedir, ne değildir?

Bu yazımda şüphe kavramı hakkındaki düşüncelerimi paylaşacağım sizlerle. Şüphe nedir? Şüphe ne demek? Şüphe anlamı, çevremizde olan her olayın, kesinlik durumu farketmeden gerçekleşen her olaya “Ya öyle değilse?” sorusunu sormaktır diyebilirim. Bu soruyu bizler, düşünüp, tasarlayıp sormayız. Bu soru kafamızda otomatikman oluşan bir sorudur. Bize kalan şey ise sorunun cevabını arayıp bulmaktır. Bulduktan sonra ise cevabını bulduğumuz o olayla alakalı şüphemiz giderilmiş olur. Ama şunu söylemem gerekiyor, şüphe kavramını kafamızdan çıkartamayız.

şüphe, kişisel gelişim, şüphe nedir felsefe,

Ya öyle değilse? Yani size anlatılan şeyler ya doğru değilse? Öğrendiklerimiz doğru değilse? Öğreneceğimiz şeyler ne kadar doğru? Kime göre doğru, neye göre doğru? Bu sorduğum sorular tamamiyle temel durumlarımızı oluşturan sorulardır. Bu durumların doğruluğunu ister istemez sorgularız. Doğruluğu sorgulamak, şüphelenmek demektir.

Şüphelenmemizin sonucunda merak etmeye başlarız. Merak ettiğimiz olayların peşine düştüğümüzde ise neyin ne olduğunu anlayabilmek için elimizden geleni yaparız. Sonuca ulaştığımızda, öğrendiğimiz olayın gerçekten öğrendiğimiz gibi olduğunu anladığımız zaman ise rahatlarız. Belki de boşu boşuna şüphelendiğimizi düşünüp pişman bile olabiliriz. Karşımızdaki insanın güvenini kaybedeceğimizi düşünürüz. Ancak şüphelenmemizin sonucuna ulaştığımız zaman ise karşımızdaki insana olan güvenimizi kaybedebiliriz.

Şüphesiz Şüpheleniriz

“Şüphelenmekte haklıyım.” diye bir şey yok. Bu insanlar şüpheli sıfatını ediniyorlar. Şüphecilik hayatımızda hep var. Şüphesiz, insanlar şüpheleniyorlar. Bunu böyle kabul etmeliyiz diye defalarca vurgulamak istedim. Birinin sizden veya sizin birisinden şüphelenmeniz güven kaybına yol açmamalı. Çünkü bizler, istesek de istemesek de şüpheleneceğiz.

Peki ne yapılmalı? Her işimizden şüphelenileceği için hep temkinli mi davranmalıyız? Dediğimiz veya yaptığımız her şeyin kesinliğiyle alakalı çeşitli kanıtlar mı ortaya koymalıyız? Bunlara gerek yok. Yapmamız gereken şeyleri yapalım. Bizden kanıtlamamız istenirse, vicdanımızı rahatlatmak için kanıtlamaya çalışalım. Başkalarını inandırma derdimiz olmamalı. Çünkü şüphe, insanın hep içinde olan bir şey. Onu oradan söküp alamayız. Bunu böyle kabul edip, yaptığımız işin en iyisi için uğraşmalı, sadece ve sadece kendimiz için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız.

şüphe, şüphe duymak, şüphelenmek

Herhangi bir konu hakkında düşüncelerimiz net olmalı. Araştırmalarımız sonucunda fikirlerimiz değişebilir. Ancak değişen fikirlerimizi destekleyecek nitelikte bilgi birikimine sahip olmamız gerekiyor. Çünkü bugünkü fikrimiz yarın için geçerli olmadığı zaman çevremizdeki insanların şüphelerini otomatikman üzerimize çekmiş oluruz. Değişen düşüncelerimizi mantıklı bir şekilde açıklayabilirsek, şüphelerin üstesinden rahatlıkla gelebiliriz.

Bir arkadaşımız bir kişi hakkında fikirlerini bizimle paylaşabilir. Bu fikirler doğrultusunda o kişiden daha çok şüphelenebiliriz. Şüphelenme oranımız, arkadaşımıza güvenme oranına bağlıdır. Arkadaşımıza ne kadar çok güveniyorsak, arkadaşımızın bahsettiği kişiden o kadar şüpheleniriz. Kimi zaman bu doğru birşey olmayabilir. İnsanları tanımadan, insanlar hakkında çevremizdekilerin bize aktardıkları bilgilerle onları tanımamaya çalışmalıyız. İnsanların birbirleri üzerindeki etkisi farklı olabilmektedir.

Birinden şüphelenmenin sonucunda bir anda karar vermek yanlış bir davranış olabilir. O an düşünmeden, diğer ihtimalleri gözden geçirmeden verilen kararlar, kişinin hayatını etkileyebilir. O an verilen karar, insanın içinden gelen bir karardır. Sorgulanması güç, anlatılması da bir o kadar zordur. Çoğu zaman sebepsiz yere verdiğimiz kararlar buna güzel bir örnektir.

Şüphe, kıskançlığın en temel yapıtaşıdır. İnsanın içini yavaş yavaş kemirir. İlişkilerimizin her anını etkileyebilir. Bunun çözümü, kişilerin birbirlerine olan güvenidir. Bir çözümü daha vardır. O da kişilerin birbirlerini umursamamasıdır. Aslında kişilerin birbirlerine güvenmesi bile bir yere kadar geçerlidir. Çünkü insanın kendinden bile şüphelenebileceği olaylar yaşanabilmektedir. Umursamamak ise en kesin çözümdür. Ancak bunu her insan yapamaz.

Korku

Çevremizde her geçen gün çeşitli olaylar meydana gelmektedir. Meydana gelen bu olayların bazılarında yer alma ihtimalimiz var. Olaylar içerisindeki tepkilerimiz, olayların gerçekleyişini ve akışını sağlamaktadır. Yani içerisinde bulunduğumuz olayların durumu hal ve hareketlerimize bağlıdır. Korku, hal ve hareketlerimizi etkilemektedir.

Korkmak, şaşırmak, gülmek, ağlamak ve bunlar gibi daha fazla insan davranışları, olayların gidişatlarını etkilemektedirler. O anki ruh halimize bağlı olarak göstereceğimiz bu hareketler sayesinde olay içerisinde yer alan diğer insanların da tepkilerini etkilemiş oluruz. Bu tepkilerde hareketlerimizi şekillendirmemize yol açar. Bu hareketlerimiz, kararlarımız sonucunda olmaz. Olaylar anlık gelişirse, refleks olarak adlandırabileceğimiz bir şekilde karşılık veririz. Uzun sürebilecek olaylar içerisinde ise karar verme ihtimalimiz daha yüksek olur. Verdiğimiz kararlar sonucunda ise olaylar şekillenir.

Korku, kararlarımızı etkiliyor.

Karar verme aşamasında geçmişimiz, planlarımız, hayattan beklentilerimiz, ailemiz, arkadaşlarımız ve daha fazla etken vardır. Bu etkenler karar verme aşamamızda devreye girerler. Bu etkenler sayesinde aldığımız kararların başkaları için mi yoksa kendimiz için mi aldığımızı bilmeliyiz. Yine olayın çeşidine bağlı olarak, olayın sonucunu değiştiremediğimiz zamanlarda kendimizi düşünmeye başlarız. Bu bencillik değildir. Başkalarına faydalı olabilmek için önce bizlerin iyi olması gerekmektedir.

Bu yazının konusu olarak da korku kavramını seçtim. Peki korku nedir? Korku ne demek? “Kork” kökünden türeyen bu kavram, olaylar içerisinde olaylara verdiğimiz tepkilerden birisidir. Korku neden olur? Gidişatını anlayamadığımız bir olayın içerisindeysek, sonucunun bizi nasıl etkileyeceğini bilmediğimiz için veya olayın içerisinde değilsek, olayın sonucunun çevremizi veya hayatımızı nasıl etkileyeceğini düşünerek korkuyu çağırmış oluruz aslında.

Çoğu zaman içimizde olan şeyin korku mu yoksa endişe mi olduğunu bilemeyiz. Endişe, korkmanın bir küçüğüdür. Sonucun kötü olacağını anladığımız an ise korku başlar. Endişe bizi çelişkiye düşürür, korku bize veya çevremizdeki birine kötü bir şey olmasına karşı tetikte olmamızı sağlar. Anlık karar verip uygulamamızı sağlayan korku sayesinde güvenliğimizi sağlayabiliriz.

Korkusuz ve Korkaklar

Korkusuz ve korkak insanlar. Bu iki sıfatı şöyle açıklayabilirim. İkisinde de ortak olan şey korkudur. Korktukları an aldıkları kararlar sonucunda edinirler bu sıfatları. Korkusuz olmak iyi bir şeymiş gibi biliniyor. Korkak olmak da kötü. İki sıfatında tanımlamalarının yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü anlık alınan bu kararlar tamamiyle savunma amaçlıdır. Kimisi hemen o alandan uzaklaşarak korur kendini, kimisi o olayın üstüne giderek. Bunlar düşünmenin sonucunda olan şeyler değildir.

Bu konuyla alakalı Barış Özcan ve Şanışer güzel bir şarkı yapmışlar. Hoşuma gittiği için sizlerle paylaşmak istiyorum. Şarkıya buradan ulaşıp, şarkıyı dinleyebilirsiniz. Son olarak, korkularımızla birlikte bu hayatımızı korkusuzca yaşamak her şeye rağmen çok güzel..

Sorumluluk ve Zorunluluk

Sorumluluk ve zorunluluk kavramları insan hayatı için oldukça önemlidirler. Bizler, sorumluluklarımızla bir bütün içinde yaşayan , zorunluluklarımızla yaşama isteğimiz kalmamış olan insanlarız. Sorumluluk nedir? Sorumluluk ne demek? Sevsek de sevmesek de istesek de istemesek de yapmamız gereken işler, sorumluluklarımızdır. Sorumluluklarımızdan ziyade zorunluluklarımızın da farkında olmalıyız. Hali hazırda yapıyor olduğumuz zorunlu şeyler var. Yaşamak için nefes almak veya yemek yemek zorunda olmamız gibi. Ana zorunluluklarımız, bizim belirleyemeyeceğimiz şeylerdir. Bunlar, biz doğduğumuzdan beri yapmak zorunda olduğumuz şeylerdir.

Sorumluluklarımız ise biraz daha farklıdır. Eğer bunları yapmazsak sorumsuz sıfatını kazanır ve hayatımıza devam ederiz. Yapmadığımız sorumluluklarımızın yerine bir başkasının geleceğinin de farkında olmalıyız. Sorumluluktan kaçmanın bir anlamının olmayacağı, er geç onların da yapılması gerekeceğini, zaman içerisinde sorumluluklarımızın, zorunluluk olacağını bilmeliyiz. Bunların zorunluluk olması, hali hazırda fazla sayıda zorunluluğumuzun üstüne eklenmesi demektir. Bu da hayatımızı oldukça zorlaştırmaktadır.

Ana zorunluluklarımızın dışında, zorunluluklarımızı belirlemeliyiz. Zorunluluklarımızın azalmasıyla stres seviyemiz de azalır böylece daha huzurlu bir yaşam geçiririz. Peki nasıl zorunluluklarımızı azaltırız? Öncelikle yapmak zorunda olduğumuz şeyler, gerçekten bizim için önemli mi? Yani gerçekten onları yapmak zorunda mıyız? Değilse, neden kendimizi bunları yapmak zorunda hissediyoruz? Bunların cevabı sizde. Zorunluluklarımız bu şekilde azalacak gibi değilse, zorunluluklarımızı arttırmamaya çalışmalıyız. Az önce de bahsettiğim gibi, sorumluluklarımızı zorunluluk haline getirmemeliyiz. Ne demek bu? Sorumluluklarımızı rutin bir şekilde, yapılması gerektiği zamanda yaparsak, yaptığımız şey sorumluluk olarak kalacaktır. Bu bir alışkanlık haline gelecek ve bazı zamanlarda neyi nasıl yaptığımızın farkında bile olmayacağız ama sonuç olarak yapmış olacağız. Her gün yapmamız gereken işleri biriktirip son gün yaparsak, o işler bizim için artık bir zorunluluk haline gelecektir. Dolayısıyla sorumluluk ve zorunluluk kavramlarını dengelememiz gerekmektedir.

Kişisel Gelişim Kitapları

Kitap okumak, zorunluluktan ziyade sorumluluk olması gereken bir etkinlik olmalı bizim için. Bu etkinliğimiz sayesinde ilgi duyduğumuz alanlarda kendimizi geliştirebiliriz.

İlgilendiğimiz konularla alakalı kitapları okumamız bizim için gerçekten önemli. Sırf trend konuların kitaplarını okumak ya da herkes okuduğu için okunmuş olan kitapları okumak bize fayda sağlamaz.

Teknolojinin gelişmesi sayesinde artık bilgiye istediğimiz zaman istediğimiz yerde ulaşabiliyoruz. Edindiğimiz bilgileri aynı şekilde başkalarına da aktarabiliyoruz. Dolayısıyla kitaplardan edineceğimiz bilgileri internet sayesinde çabucak elde edebilir hale geldik. Bu durum bilgi edinme amacıyla kitap okunmasını, kütüphanelere gidip ansiklopedi araştırmalarını azaltmıştır. Ancak kitap yazarlarının, onların hayal güçleriyle oluşturdukları kitapları okuyan insanları olumlu etkilemiştir. İnternet sayesinde kitap yazarları kitaplarını daha kolay tanıtabiliyor ve daha geniş kitlelere ulaşabiliyorlar. Birden fazla insanın beğendiği kitaplar, insanların o kitapları birbirlerine tavsiye etmesi sonucunda inanılmaz bir şekilde yayılıyorlar. Ayrıca kişisel gelişim kitapları pdf bulmak oldukça kolay.

Bende kişisel gelişim kitaplarını okumayı seviyorum. Birkaç tane kitap önermek istiyorum. Buradan sonrası kişisel gelişim kitapları yorum niteliğinde olacaktır.

Kişisel Gelişim Kitapları Öneri

Limit Sizsiniz

kişisel gelişim kitapları

Bu kitap Mümin Sekman tarafından kaleme alınmış bir kitap. 156 sayfadan oluşan bu kitap, Can Yücel’in “Yerin seni çektiği kadar ağırsın, kanatların çırpındığı kadar hafif, kalbinin attığı kadar canlısın” dizeleriyle başlıyor. Bu kitabı okurken çeşitli notlar almanızı tavsiye ediyorum. Ayrıca yorgun olduğunuz zaman değil kendinizi dinç hissettiğiniz zaman okumanızı öneriyorum.

Her Şey Seninle Başlar

En başarılı başarı kitabı. Bunu ben söylemiyorum kitabın kapağında yazıyor :). Yazmasına yazıyor ama önemli olan bu yazıyı hak ediyor mu? Hemde sonuna kadar. Gerçekten hak ediyor. Mümin Sekman tarafından yazılan bu kitap okuduğum ilk kişisel gelişim kitabı. Kitabı aldığım zaman oldukça fazla alındığını bilerek almıştım. İyi ki de almışım, iyi ki de okumuşum. Kitapta ne anlatıldığını falan anlatmama gerek yok. Müsait olduğunuz ve iyi dinlendiğiniz bir gün alıyorsunuz kitabı, nerede rahat edebilecekseniz oraya gidiyorsunuz, kitabı açıp okumaya başlayınca “kişisel kurtuluş savaşınızı” başlatmış oluyorsunuz. Kitap bittiğinde savaşı kazanmak için elinizden geleni yapmalısınız. Atalarımız yapmış biz de yapabiliriz.

S*ktir et

Kitabın ismi bu gerçekten. İlk gördüğümde pek ciddiye almamıştım. Biraz araştırdıktan sonra almaya karar verdim. John C. Parkin tarafından yazılan bu kitapta bizlere, s*ktir et demenin bizi iyi hissettireceğini, ne hoşumuza gidiyorsa onu yapmamız gerektiğini, çevremizdekileri umursamamamız gerektiğini ve kendi yolumuzdan gitmemiz gerektiğini söylüyor. Tabi bunları nasıl yapacağımızı da anlatmış bu kitap. Kitaptaki teknikler gerçekten kolayca uygulanabilir.

OSHO – Huzur Arayışı

Omega yayınlarının yayınladığı bir kişisel gelişim kitabıdır. Hindistanlı mistik guru olan Osho, bu kitabında, insanların huzur arayışlarında neler yapması gerektiğini anlatmaktadır. İnsanların bu yolda yaptıkları yanlışlardan ve yapılmaması gerekenlerden bahsetmektedir.

Kitabın kapağında sade bir görünüm tasarlanmış. Deniz ürünlerinden birkaç tanesi kitabın kapağını süslemiş. “Günlük hayatta huzurlu olmak mümkün mü?” diye bir soruyla okuyucuyu karşılamaktadır. Sorunun cevabı kitap okunduktan sonra anlaşılmaktadır.

143 sayfa olan bu kitap, akıcı bir şekilde ve hiç sıkılmadan okunabilmektedir. Kitapta genellikle meditasyon yöntemlerinden ve insan vücudunda bulunan çakralardan bahsedilmektedir. Huzuru arayan insanların bu kitabı okuması gerçekten önemlidir. Huzur arayışında hiçbir şey bilmeden yola çıkmak oldukça yanlıştır. Belli bir program içerisinde bu kitabın eşliğinde insan, aradığı huzura ulaşacaktır.

Neden ile Başla

Simon Sinek adlı yazarın yazmış olduğu bu kitabın ikincisi de mevcuttur. Beyazın üzerine kırmızı yazılarla yazılmış olan “Neden ile Başla” yazısı kitabın kapağının bütününü oluşturmaktadır. “Büyük liderler insanlara nasıl ilham verirler?” sorusuyla da okuyucuları merak ettiren sade ve akıcı bir anlatıma sahip olan bir kitaptır.

“İnsanlar sizin ne sattığınızı değil neden yaptığınızı alırlar.” Liderlerin hemen hemen hepsinin bir amaçlarının olduğunu ve amaçları uğruna hayatlarını sürdürdüklerini söylüyor bize bu kitap. İnsanların ise liderlerin peşinden gitmelerinin nasıl olduğunu, liderlerin bunu nasıl başardıklarına dair önemli bilgiler içeriyor.

159 sayfadan oluşan bu kitabın ikincisi de birincisinin devamı niteliğine denebilir. Ancak bir hikaye tarzında yazılmadığı için kitap okuma sırası çok fazla önem arz etmemektedir. Şartlar uygunsa öncelikle birinci kitap daha sonra da ikinci kitap okunmalıdır. İkinci kitabın kapağında ise beyazın üstüne mavi renkle “Neden ile Başla” yazılmıştır.

Kişisel gelişim kitapları ekşi sözlük tavsiyeleri için buraya tıklayınız.

Şimdilik bunları tavsiye edebilirim. Beğendiğim kitaplar olursa buraya eklerim. Sizler de okuduğunuz en iyi kişisel gelişim kitapları tavsiyelerinizi yorum olarak bırakabilirsiniz.

Odaklanma

Odaklanma Nedir?

Kişisel gelişim sürecimizin ana etkenlerinden birisi olan odaklanma, yapmak zorunda olduğumuz iş için diğer şeyleri önemsememektir. Odaklanmanın güzel bir yolu ise, sadece bir yol seçip diğer yolları yok saymaktır.

Yaptığınız şeyi gelecek zamanda daha kolay veya etkili bir şekilde yapma şansınız olabilir. Ama şu an yapmak zorunda olduğunuz için seçtiğiniz yoldan diğer yolları düşünmeden ilerlemeniz gerekmektedir.

odaklanma, kişisel gelişim

Neden Odaklanma Sorunu Yaşıyorum?

Çoğu insan odaklanmakta değil karar vermekte zorlanır. Hiç kesinlikle bitirmeniz gereken bir işiniz oldu mu? Ne oldu? O işin üstesinden geldiniz çünkü zaman sizin yerinize karar verdi. Önceden ertelemiş olabilirsiniz, ama zamanınız azaldığında ve bir karar vermek zorunda kaldığınızda o işi bitirmek için harekete geçtiniz.

Odaklanmanız gereken biri işi seçmek yerine birden fazla işi planlı bir şekilde yapmayı denemelisiniz.

Çoklu Görev

Aslında birden fazla işi aynı anda yapabilirsiniz. Yemek yaparken televizyon izlemek veya telefonla konuşurken, gelen mesajlarınıza cevap vermek gibi. İmkansız olan şey ise tek seferde birden fazla işe aynı derecede konsantre olmak. Televizyon izlerken mutfağınızda yanan yemeğinizin kokusunu hissedebilirsiniz ya da salonda otururken aklınız pişmekte olan yemeğinizde olur ve televizyonda arka planda ses yapar. Herhangi bir anda, sadece tek bir işe konsantre olursunuz. Beyniniz sizi bir işten diğerine geçmeyi zorlar, sonra o işten bir öncekine geçmeye çalışır. Eğer bunu düzgün bir şekilde yapsaydı sorun olmazdı. Ama yapamıyor maalesef.

En sevdiğiniz şeyi yaparken, birisinin size seslendiği zamanlar olmuştur. Size seslenen kişiyle konuştuktan sonra yapmakta olduğunuz şeyin tam olarak neresinde kaldığınızı unutabilirsiniz. Beyniniz size bir işten başka bir işe geçtiğiniz için küçük bir bedel ödetiyor. Bu, Anahtarlama Maaliyeti’nin bir örneğidir. İngilizcesi, “Switching Cost”.

Switching Cost, odağımızı bir işten diğerine geçirdiğimiz zaman karşılaştığımız performans bozukluğudur.

Odaklanmayı artırmak

Warren Buffett’in üç adımda basit verimlilik stratejisi

Ünlü girişimci Warren Buffett özel pilotuna bu stratejiyi uygulamış. Bakalım nasıl uygulamış.

Adım 1

Buffett, Mike Flint adlı pilotundan ilk yirmi beş kariyer hedefini yazmasını istedi.

Adım 2

Sonra Buffett Flint’ten listesini gözden geçirmesini ve ilk beş hedefini daire içine almasını istedi.

Adım 3

Bu noktada, Flint’in iki listesi vardı. Daire içine aldığı beş madde A listesi, daire içine alınmamış yirmi madde B listesiydi.

Burada Flint, yirmi beş listelik planında en çok ulaşmak istediği beş hedefini işaretlemiştir. Bu, diğer yirmi hedefini istemediği anlamına gelmiyor. İşaretlediği beş hedefi diğer yirmi hedefinden daha çok istiyor. Dolayısıyla Flint işaretlediği bu beş hedefine daha iyi odaklanabilir ama diğer yirmi hedefine o kadar iyi odaklanamaz. Çünkü aklında hep işaretlediği beş hedef olacaktır.

Dikkat süresini arttırmak ve odaklanmaya devam etmek

Sonuçlarınızı ölçün

Hedefinize ulaşabilmek için odağınızı korumanız gerekiyor. Bunun içinde ilerleyişinizi ölçmelisiniz. Her adımda sonuçlarınızı görüp geri bildirimler alarak odağınızı arttırabilirsiniz.

Olaya değil sürece odaklanın

Olayın sonucundaki başarıdan ziyade olayın içerisinde yaptıklarınıza odaklanın. Hedeflere ve sonuçlara odaklanmaktan ziyade olayın sürecine odaklanmalısınız. Bu, sizin daha fazla sonuca ulaşmanızı sağlayacaktır.

Odaklanmanın daha da iyileşmesi için odaklanma kitapları okunabilir. Detaylı bir araştırma sonucunda bu kitaplara ulaşılabilinir. Ayrıca odaklanma ilacı da kullanılabilinir. Ancak öncelikle doktora başvurulmalıdır.

Odaklanma hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.

Odaklanma sorunu ekşi sözlük yazılarını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Müzik eşliğinde işlerini yapan kişiler için tavsiye edilen odaklanma müziği için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu yazı James Clear isimli kişinin yazılarından derlenmiştir.

İletişim

İletişim nedir?

Kişisel gelişim sürecinde olmazsa olmaz etkenlerden birisi olan iletişim ne demektir? Canlıların birbirleriyle olan etkileşimlerinde önemli bir kavramdır. İnsanların konuşarak, hayvanların koklaşarak birbirleriyle etkileşim kurmalarını sağlar. Biz hayvanların koklaşarak iletişim sağladıklarını düşünüyoruz ancak hayvanlar, çıkardıkları seslerle belki de kendi aralarında konuşuyorlardır.

İletişim Türleri

Konuşmak, insanlar arasında en bilindik iletişim türlerinden birisidir. Konuşamayacağımız durumlarda ise genellikle el ve gövde hareketlerimizle veya jest ve mimiklerimizle iletişim kurmaya çalışırız. Tabi bu iletişim çeşitlerini kullanırken de biraz dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü yanlış anlaşılmalara sebep olabilecek hareketler var.

Mesela İtalya’da bir restauranta oturduk ve bir yemek söyledik diyelim. Tamam gidip bunu yapabilmek çoğumuz için zor bir durum ama şimdilik sadece düşünelim. Yemeğimiz önümüze geldi ve yemeye başladık. Çok beğendik ve elimizin parmak uçlarını birleştirerek aşağı yukarı doğru salladık. Bunu orada bulunan garsonlar görürse baya yanlış anlaşılabilirmişiz. Bide yanında bira içiyorsak, ikinci içeceğimiz biranın bira olmayacağını bile söylesem çok fazla ileri gitmiş olmam herhalde. Çünkü bu yaptığımız hareketin anlamı “Sen ne yaptığını zannediyorsun?” anlamına geliyor. Yani bir çeşit atarlanma tabiri. Tabi kültürümüz onlardan farklı olduğu için bu gibi yanlış anlaşılmalar normal oluyor. Yerine, zamanına ve olaydaki insanların tepkilerine göre şekillenir böyle durumlar.
İtalya’daki vücut dili hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.

İletişim ve Saygı

İletişim esnasında tarafların birbirlerine olan saygıları çok önemlidir. Birbirini sevmeyen iki insan, birbirlerine saygı duymak zorunda değildirler ama saygı göstermek zorundadırlar. Çünkü aynı toplumda yaşamaktadırlar. Bu saygı gösterme olayı tabi ki de karşılıklı olmak zorundadır. Size saygı göstermeyen bir insanla neden iletişim kurmaya çalışırsınız ki? Hiçbir şey anlatamazsınız o insana. Daha doğrusu anlamak istemez sizin anlattığınız şeyleri.

iletişim, çocuk, kişisel gelişim

Yaş farkı bir diğer unsurlardan bir tanesidir. Bir çocukla iletişim kurmak istiyorsanız, onun çocuk olduğunun farkında olmanız gerekir. Düşüncelerinin ve fikirlerinin daha büyümemiş olduğunu bilmeniz gerekir. Ama onların hala büyüdüklerini de unutmamak gerekir. Bu yüzden çocuklarla iletişim kuracağımız zamanlar da onları olumsuz etkileyecek şekilde iletişim kurmamalıyız.

İletişim Araçları

telefon, iletişim, kişisel gelişim

Günümüzde en çok kullandığımız cihazlardan birisi cep telefonlarımızdır. Cep telefonları, ilk çıktıklarından bu yana oldukça gelişti ve gelişmektedirler. Gelişen bu telefonlar sayesinde neredeyse her işimizi telefonlarımızla yapar olduk. Zamanımızın büyük bir kısmını onlara ayırır olduk. Ama cep telefonlarının radyasyon yaydığını unutmamak gerekiyor. Diyeceksiniz ki etrafımızda bir sürü cihaz zaten radyasyon yayıyor, telefonun yaydığı radyasyondan ne olacak? Olur olur çok şey olur. Telefonlarımızı genellikle cebimizde veya çantamızda taşıyor olmamıza rağmen aslında konuşurken, telefonumuzu başımıza çok yakın bir hizada tuttuğumuz için bizim umursamadığımız o radyasyon doğrudan beynimizi etkilemektedir. Buna herkesin bildiği ama çoğumuzun kullanmadığı basit bir çözüm sunabilirim. Mikrofonlu kulaklık kullanmak. Genellikle telefonlarımızın kutularında bulunur bu cihaz. Tabi herhangi bir teknoloji mağazasından da alabiliriz. Bu cihaz sayesinde telefon konuşmalarımızda telefonumuz, baş hizasında duracağına, cebimizde, çantamızda veya masamızda durabilir. Böylelikle telefonumuzun radyasyonundan daha az etkilenmiş oluruz.

topluluk, iletişim, kişisel gelişim

Bir topluluk önünde konuşma yapmamız gerektiği zamanlar olmuştur elbette. Bu olaylar çoğumuz için stresli ve sıkıntılı zamanlardır. Bu sıkıntıların aşılması sanıldığı kadar zor değildir. Anlatılması gereken konuyla alakalı öncelikli olarak detaylı bir araştırma yapılmalıdır. Bu detaylı araştırmalar, o konu hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayan insanların bile anlayabileceği şekilde anlatılmalıdır. Bu anlatımı en az hatayla yapabilmek için ise defalarca tekrar yapılmalıdır. Böylelikle beyin, bu gibi durumlara hazırlıklı olur.

Silikon Vadisi

silikon vadisi

Bu yazımda sizlere “Silikon Vadisi” dizisinden bahsedeceğim. Teknoloji alanına ilgisi olanların kesinlikle izlemesi gereken bir dizi olduğunu söyleyebilirim.

Hiç sıkılmadan izlediğim bu beş sezonluk dizi, birinci ve beşinci sezon sekiz bölümden kalanları ise on bölümden oluşuyor. 2014’de çekilmeye başlayan bu dizi altıncı sezon için onayını almış ve mart veya nisan aylarında başlayabileceği öne sürülüyor.

Dizide “Richard Hendrix” adlı kişinin bir teknoloji şirketi kurup, kurduğu şirketi ekip arkadaşlarıyla birlikte nasıl geliştirdiklerini, hangi zorluklardan geçtiklerini yani kısaca başlarına gelen iyi ve kötü olaylar anlatılıyor.

Richard’ın ekip arkadaşları: Erlich Bachman, Big Head, Bertram Gilfoyle, Dinesh Chugtai, Donald Dunn. Bu isimler dizide olan isimlerdir. Gerçek isimlerini ve fotoğraflarını aşağıda paylaşacağım.

Silikon Vadisi Karakter Özellikleri

Erlich Bachman’ın yaşadığı evde Richard ve ekip arkadaşları da yaşamaktadır. Uğruna şirket açılabilecek o fikirde bu evde aklına gelmiştir ve geliştirilmiştir. Bu fikrin çok değerli olduğu anlaşıldığında ise Erlich, Richard’ın peşini uzun bir süre bırakmamıştır. Çoğu zaman ona zararı olsa da, birlikte iyi işlere imza attıklarını da söyleyebilirim.

Dizi boyunca göreceğiniz şey ise Gilfoyle ve Dinesh karakterlerinin birbirlerine sürekli dalaşmalarıdır. Gilfoyle çok sakin ve bilgili bir karakter olmasına rağmen Dinesh tarafından daima ırkçılıkla suçlanmıştır. Hint görünümlü Pakistanlı olan Dinesh ise her olayda kendine pay çıkaran ve böbürlenmeyi çok seven bir karakterdir.

Donald Dunn, Richard’ın şirket işlerinde ona büyük yardımı olan garip bir karakterdir. Bu grup arasında varlığıyla yokluğu çoğu zaman bilinmemektedir. Rakip şirketin CEO’sunun yardımcısı olan Donald, Richard’ın şirketinin geleceğinin parlak olduğunu anladığında Richard ile beraber çalışmak istedi ve Richard onu şirketine kabul etti. Ama gerçek sebep ise Donald’ın, CEO’su Gavin Belson olan rakip şirkette o kadar iyi işler yapmasına rağmen yok sayılması ve değer görmemesidir. Hatta Gavin Belson onun ismini değiştirip “Jared” koymuştur. Dizide de hep öyle bilinmektedir.

Bir zamanlar ekipte olan “Nelson Bighetti” yani Big Head, Richard’ın şirket kurmasına karar vermesiyle ekipten ayrılmıştır. Dizide hiçbir beceriye sahip olmayan bu karakter Richard’ın en iyi arkadaşıdır. İlerleyen bölümlerde Big Head hiç beklemediği konumlara yükselecektir.

Erlich Bachman’ın eve bir Çinli kiracı almıştır. Çinli kiracı sayesinde dizi daha keyifli hale gelmiştir. Bu kişinin ismi Jian-Yang. Jian, Erlich’i oynadığı her bölüm sinirden kudurtmuştur. Jian, Erlich kendisine kötü davrandığı için ondan intikam alacaktır. Bunu çok iyi bir şekilde başarmıştır. Ama altıncı sezonda ne olacağı belli olmaz.

Giriş müziğinin bir Türk şirketi tarafından tasarlandığı bu dizinin altıncı sezonu, son sezon olarak düşünülmektedir. Umarım on bölümlük bir sezon olur ve zevkle izlemeye devam edilir.
Silikon Vadisi giriş müziği için tıklayınız.

Dizinin Karakterleri

silikon vadisi

Soldan sağa olacak şekilde:

Jared
Erlich
Richard
Dinesh
Gilfoyle


Teknoloji

Teknoloji nedir? Bir sanayi alanında gücü ve bilgiyi biriktirme, denetleme, işleme, iletme gibi amaçlarla oluşturulan makinelerin, araç gereçlerin, aygıtların, yöntemlerin vb. tümünü kapsayan uygulama bilgisidir.

Bu yazımda ise, teknolojinin kişisel gelişim üzerine etkisini değerlendirmek istiyorum.

Teknoloji ve İnsan

teknoloji, teknoloji ve insan

Geçmişten günümüze insanlar bir merak veya amaç uğruna hayatlarını sürdürdüler. Yapılan işlerin nasıl daha kolay, verimli ve maaliyeti az olacak şekilde yapmanın yollarını aradılar. Böylece insanlık günden güne gelişti, gelişiyor ve gelişmeye devam edecek. Teknoloji sayesinde gelişen her insanın ise hayatlarını nasıl yönlendirecekleri kendilerine bağlı. Doğdukları andan belli bir yaşa kadar aileleri ve çevreleri sayesinde gelişen her insan, onlardan kopup kendi kararlarını verebilecekleri yetişkinliğe eriştikleri zaman hayatlarına yön vermeye hazır hale gelmiş olacaklar. Teknolojiyi kullanma şekilleri ve hangi amaçla kullandıkları ise onların hayatlarını şekillendirmelerinde yardımcı olur.

Teknoloji ve Gelişim

Bir zamanlar tecrübeler sayesinde edinilen bilgiler çiviyle yazıldı. Sonra bu bilgiler kalem ve kağıt sayesinde saklanmaya başlandı. Şimdi ise genel olarak internet sayesinde ulaşabiliyoruz bu bilgilere. İnternet de bir teknoloji ürünüdür. Amacı ise dünyadaki her insanın dünyanın herhangi bir yerindeki bilgiye istediği zaman ve çok kısa bir süre içerisinde ulaşmasıdır. Günümüzde bu durum her insan için geçerli olmasa da, dünyanın genelinde internet kullanımı yaygınlaşmış durumda. İnternet diye bir şey bulundu ve insanların önüne konuldu. Gün geçtikçe yaygınlaştı ve interneti kullanarak öğrendik. Nasıl kullanacağımız öğretilmedi. Ne için kullanacağımız öğretilmedi. Bu yüzden insanlar interneti genellikle bir şeyler tüketmek için kullanıyorlar. Tüketici insanlardan tüketici gruplara, tüketici gruplardan da tüketici topluma doğru evrildik. Asıl sorun da bize internet kullanımını öğretmemeleri değil. İnterneti kullanarak bir şeyler üretmeyi düşünmedik.

Teknoloji Bağımlılığı

teknoloji, teknoloji ve görmemişlik

Teknoloji sayesinde internetin hayatımıza girdiğinden bahsetmiştik. Bir şeyin farkında olmamız gerekiyor. İnternet, her kesim tarafından kullanılabilen bir araç. Yani kadın, erkek, zengin, yoksul, engelli, sağlıklı farketmez. Günümüzde artık internet bilgi alışverişinden ziyade bencil ve kibirli insanların kendilerini tatmin etme yerine dönüştüğünün farkında olmamız lazım. Bunu özellikle sosyal medya açısından değerledirmek gerekiyor. Hayatımıza bir anda giren ve nsaıl kullanılacağını zamanla öğrendiğimiz bir platform oldu bizler için. Kim öğretebilirdiki bizlere sosyal medyanın doğru kullanımını? Ne de olsa dünya üzerinde internetin olduğu her noktaya ulaşabilmeyi başardı kısa sürede. Yani aslında herkes bir şeyler deneyerek öğrenmeye çalıştı. Dolayısıyla sosyal medya platformlarının doğruluğunu ve yanlışlığını değerlendirebilecek bir mekanizma yok. Çünkü bizler, neyi nasıl kullabileceğimizi öğrendik. Neden kullandığımıza kendimiz karar verdik.

Bilgiye ulaşmak artık çok kolay olduğu için merak ettiğimiz şeyleri hemen öğrenebiliyoruz. Kendimize faydasının dokunabileceği kavramları da hayatımıza katmaya çalışıyoruz. Hayatımıza kattığımız bu kavramlar sayesinde kendimizi günden güne geliştiriyoruz. Yaptığımız yanlışlar yüzünden hemen pes etmek yerine diğerleri bu yanlışların sonucunda neler yapmışlar görebiliyoruz. Bunları anlıyan ve yorumlayan bizler, başka bilgilerle bunları karşılatırıp hangisnin işe yarayacağını bulabiliyoruz. Bu kadar anlatığım şey aslında “araştırma” kelimesinin küçük bir tanımı. İnternet sayesinde aklımıza takılan bu detayları hemen araştırıp, araştırmaların sonuçlarını değerlendirip, bu sonuçları da hayatımıza dahil edebiliyoruz.

Teknolojinin Zararları

Seneler önce kullanmaya başladığımız internet sayesinde edindiğimiz bilgilerin doğruluğunu ve yanlışlığını tespit etmek yine internet kullanıcılarına düşüyor. Araştırmalarımızın sonucunda bulduğumuz bilgilerin doğruluğunu tespit etmek için yine araştırmamız gerekiyor. Öğrenmek istediğimiz konu hakkında binlerce farklı kişiden binlerce farklı bilgi mevcut internet sitelerinde. Genellikle hangi bilgi, kaynağıyla birlikte verilmişse onu kabul ediyoruz. Kaynağın doğruluğu ve yanlışlığı tartışılması gerektiği zaman ise o kaynağın o konuyu araştırmış olan insanlar tarafından doğrulanmış olmasına dikkat ediyoruz. Çok kişi tarafından kabul edilen bilgiyi kabul etmediğimiz zamanlar da oluyor. Bizimle aynı fikirde olan insanları bulmaya çalışıp onlarla bu bilgiyi tartışıyoruz. Ya da bizimle aynı fikirde olmayan insanlarla tartışıp onları bu bilginin doğru olmadığı hakkındaki görüşlerimizle ikna etmeye çalışıyoruz. Bazı zamanlarda ise ikna olmaya çalışıyoruz.

Her şeyi bilemeyiz

İnternette her konudan milyonlarca bilgi olmasının en büyük sebebi, bizlerin her konuda fikir sahibi olduğumuzu düşünmemizdir. Bazı konularda “bilmiyorum” diyip o konuyla alakalı bir şeyler paylaşmadan sadece araştırarak öğrenip, öğrendikten sonra öğrendiklerimizi yorumlayıp öyle paylaşmalıyız. Çünkü yorumlamak bize mahsus bir şeydir. Öğrendiklerimizi yorumlayıp, onları, kendi bildiklerimizden bir şeyler katarak paylaşırsak, paylaştığımız o içerik insanlara daha faydalı bir içerik haline dönüşecektir. Böylelikle interneti amacına uygun bir şekilde kullanmış olacağız.

Söz uçar yazı kalır. Bu atasözünün bir anlamı kalmamıştır. Paylaştığımız her söz ve yazı artık internet aleminde çeşitli sunucularda tutulmaktadır. Paylaştıklarımız internet alemi için bir veri anlamı taşımaktadır. Hayatımızın kolaylaşabilmesi, daha iyi bir hayat yaşayabilmemiz için de bu veriler kullanılmaktadır. Paylaşıp sildiğimiz her şeyimiz aslında silinmemiştir. Görmek istemediğimiz için sildiğimiz bilgiler aslında bir yerlerde tutulmuştur. Herkesin ulaşamayacağı bir yerdedir. “Kim napsın benim paylaşıklarımı?” demeyin. Senin bilgin benim bilgim yok, bizlerin bilgileri var. Onlar, gerekli işlemler yapıldıktan sonra “Bizlerin bilgisi” diyebileceğimiz hale geliyor.


Oyun Oynamak

Oyun Oynamak Nedir?

Teknolojinin gelişmesiyle birlikte oyun sektöründe büyük bir ilerleme oldu. Bu ilerleme sayesinde artık her yaştan ve mevkiden insanlar oyun oynamaya başladılar. Peki oyun oynamak nedir? Oyun oynamak, boşa geçen zamanımızı arkadaşlarımızla eğlenceli bir şekilde kullanmamıza yarayan, hem eğlenip hem de bir şeyler öğrenerek kendimizi geliştirebileceğimiz aktivitelerin bütündür.

Oyun oynamak insanların bir kısmı tarafından gereksiz ve faydası olmayan aktiviteler olarak kabul edilse de, abartılmadığı sürece yararları olan bir hobidir diyebiliriz. Hatta bu hobilerinden para kazanan insanlar da var.

Oyun Oynamak Faydalı mı?

oyun, oyun oynamak

Oyun denince akla son zamanlarda genellikle bilgisayar oyunları geliyor. Oyunlar sadece bilgisayar oyunlarından ibaret değildir. Bunu hepimiz biliyoruz aslında ama pek önemsemiyoruz. Arkadaşlarımızla bir kafede okey veya tavla oynamak, ders aralarında okulun bahçesinde sınıf arkadaşlarımızla top oynamak, çocukken mahalle aralarında arkadaşlarımızla körebe veya saklambaç oynamak, kış mevsiminde kar yağdığı zaman kartopu yapıp dolmuşlara, otobüslere atmak ve daha sayamayacağım kadar çeşidi olan çocuk oyunlarımızı biliyoruz. Sonuç olarak bunları tek bir amaçla yapıyoruz. Eğlenmek. Oyun oynamanın bize en büyük faydası, eğlenmemizi sağlaması.

Birden fazla oyun türü vardır. Bizler, eğlenebileceğimiz oyun türünü bulup, onları oynayarak boşa geçen zamanlarımızı değerlendirmeliyiz. Bazı oyun türlerinde, dünyanın farklı yerlerinden tanımadığınız insanlarla oynarsınız. Bazılarında ise size başka bir dünya sunulur ve o dünyayı tanımaya çalışırsınız. Eğer “online oyunlar” kategorisinde bulunan oyunları seçerseniz, takım çalışmasını ve en önemlisi de sabretmeyi öğrenirsiniz. Size bir dünyanın sunulduğu ve bu dünyayı keşfetmenize olanak sağlayan oyunları seçerseniz, o zaman da sabırlı ve planlı bir şekilde ilerlemeyi öğrenirsiniz. Bu tarz oyunlarda size en çok faydası olacak şey ise size bir dil öğretmektir. Oyunları ingilizce altyazılı oynarsanız faydası olacaktır. Genel olarak söylemem gereken şey ise şudur: Oyunlar bize sabrederek öğrenmeyi ve eğlenmeyi öğretirler.

Oyun Oynamak Zararlı mı?

Ne yaparsak yapalım, yaptığımız şeyleri aşırı şekilde yaparsak elbette bize zararı olacaktır. Oyun oynamanın da öyle tabiki. Eğer oyun oynamak işimiz değilse, bunu aşırı bir şekilde yapmanın anlamı olmaz. Kendimize faydasından çok zararı olur o zaman. Bize zararı olmasının sebebi de, bilgisayar veya oyun oynamamızı sağlayan teknolojik bir cihazla fazla şekilde vakit geçirmek değil, vakit geçirmemiz gereken kişilerle vakit geçirmiyor olmamızdır. Oyun oynarken bilincinde olmamız gereken şey, oyun sadece bir araç. Eğlenmek ve kendimizi geliştirmek için kullanmamız gereken bir araç. Bu aracı bu şekilde kullanmamız gerekiyor. Gerçek hayatımızın odamızın dışında da devam ettiğinin farkında olmalıyız.

Çocuğu olan aileler çocuklarıyla vakit geçirmeliler. Çocuk “oyun oynamak istiyorum” dediği zaman ona eşlik edebilecek anne ve baba, çocuk için oldukça önemlidir. Anne ve baba eşlik etmezse çocuk küçük yaşta tablet veya bilgisayar oyunlarına yönelebilir. Bu da çocuğun gelişimini olumsuz etkileyebilir.

Oyun oynamak günah mı? Neden günah olsun yahu. Çocuk ya da yetişkin bir insan, oynadığı oyundan bir şeyler öğrenebiliyorsa, oynadığı oyun sayesinde kendini rahatlatabiliyorsa, can sıkıntısını giderebiliyorsa sorun yok. Sonuç olarak gerçekleşen bütün olaylar dijital ortamlarda tasarlanmışlar.

Oyun oynayarak para kazanmak

Oyun oynarken para kazanmak da mümkün. Ha eskiden de yok muydu derseniz size aklıma gelen şu örneği verebilirim. Cipslerin içinden çıkan tasolarımızı bir duvara doğru atardık. Duvara en yakın olan tasoyu atan kişi atılan bütün tasoların sahibi olurdu. Ancak bu durum günümüzde biraz değişmiş durumda yaşanmaktadır. İnsanlar online oyunlarda düzenlenen yarışmalara katılarak çeşitli ödüller kazanabilmektedirler. Ayrıca bu turnuvalar ülkeler arasında da düzenlenmektedir. E haliyle ülkeler arasında kazanılan başarının ülkenin adını duyurması açısından da önemlidir. Dolayısıyla gelişmiş ülkeler online oyunlara büyük yatırımlar yapmaktadırlar. Aynısı ülkemiz için de geçerlidir. Ülkemizde çok oynanan oyunların turnuvaları düzenlenerek oyuncuların bu turnuvalardan ödül kazanmalarını sağlayabilmektedirler.

Yaptığımız bir işte başarılı olduğumuz zaman bu başarımızı ailemizle ve çevremizle paylaşmak isteriz. Onların takdirlerini alarak mutlu oluruz. Günümüzde bu olay da biraz olsun yaygınlaşmıştır. Oyun oynarken oynadığımız oyunu paylaşabiliyoruz artık. Paylaştığımız platformlar sayesinde de insanlara, oyunu nasıl oynadığımızı ve oyunda nasıl başarılı olduğumuzu anlatabiliyoruz. Dolayısıyla o oyun hakkında bilgi edinmek isteyen insanları bilgilendirebiliyoruz. Bazı durumlarda oyunu nasıl oynadığınızdan ziyade oyunu oynarken nasıl hareketler yaptığınızı, nasıl durumlara girdiğinizi, arkadaşlarınızla nasıl iletişim kurduğunuzu canlı bir şekilde paylaşabiliyorsunuz.

Oynadığınız oyunla insanları etkileyebilirsiniz. Çok iyi oynayarak onlara bir şeyler katabilir ya da sıradışı oyunlarınızla onları eğlendirebilirsiniz. Sizi izleyenler size ya eğlendikleri için ya da bir şeyler öğrendikleri için teşekkür etmek isteyeceklerdir. Platformların bağış sistemleri sayesinde sizi izleyenler size maddi destek sağlayabilirler. Oyunlarını insanlarla paylaşanlar bu şekilde para kazanabilmektedirler. Bu bazı kişiler tarafından dilenciliğe benzetiliyor. Dilencilere, onlardan bir şeyler öğrendiğiniz için veya sizleri eğlendirdikleri için para veriyorsanız sizde bu benzetmeyi yapabilirsiniz.

Oyunlarda Kumar Oynamak

oyun, oyun oynamak, oyunlarda kumar oynamak

Oyun şirketlerinin bir kısmının para kazanmak için başvurduğu bir yöntem bu. Online oyunların genelinde bulunan “kutu açma, sandık açma” gibi alt oyunların farkındayız. Bunların kumar olduğunu da biliyoruz. Ama devletlerin bir yaptırımı söz konusu değil henüz. Çocukları kumar oynamaya teşvik eden bu tür alt oyunlar, devletler tarafından yavaş yavaş fark ediliyor.

Bu konu hakkında detaylı bilgi için buraya tıklayabilirsiniz.

Oyun oynamak için tablet tavsiyelerini buraya tıklayarak görebilirsiniz.

Oyun oynamak için laptop tavsiyelerini buraya tıklayarak görebilirsiniz.

Oyun oynamak için bilgisayar tavsiyelerini buraya tıklayarak görebilirsiniz.