Kategori arşivi: Kişisel Gelişim

Kişisel Gelişim konusunun yazıları burada bulunmaktadır.

Hedeflerimiz

Hedef nedir? Hedef ne demek? Hedeflerimiz, uğruna yaşayıp ölebileceğimiz kadar önemli veya olmasa da olur diyebileceğimiz nitelikte olan şeylerdir. Bu kavramın tanımlamasını yapmak gerçekten güç. Çünkü genel bir anlam söz konusu değil diye düşünüyorum hedef kavram için. Kişiden kişiye değişir. Hedeflerimiz ile ilgili kompozisyon yazarak bu konuya bir açıklık getirmeye çalıştım.

Hedeflerimiz doğrultusunda harcadığımız ve sahip olduğumuz en önemli şeyimiz olan zamanımızı, neyin uğruna, sonucunda bizleri veya çevremizdekileri nasıl etkileyeceğini bilmeden uğraşıyoruz onlar için. Ama kendimizin. hedeflerimiz uğruna yaşamak için geçerli birçok sebebi var. Bu sebeplerle de kendimizi ikna edip, hedeflerimize ulaşmak için elimizden ne geliyorsa yapmalıyız.

Hedeflerimizi gerçekleştirmek için ne yapmalıyız?

Hedeflerimize nasıl ulaşmalıyız diye soruyoruz kendimize. Hedeflerimize ulaşmamız için sahip olmamız gereken en önemli şey, o hedefe ulaşma isteğimizdir. Çeşitli zorlukların olduğu bu yolda kendimizi bir şekilde motive edecek, moralimiz bozulduğunda veya pes etmeye yaklaştığımız zaman bizlere destek olacak olan isteğimizi yolumuzun sonuna kadar asla kaybetmemeliyiz. Başkaları, isteğimizi azaltabilir ve hedefimiz konusunda bizleri farklı düşüncelere sürükleyebilir. Hiç bitmeyecek olan isteğimizin azalması normal bir durumdur. İsteğimizi arttırmak bizim elimizde. Ancak başkaları bize isteğimizi veremezler. Tamamiyle bizlerin iradesindedir isteğimizin yönetimi. Bunu çok iyi yapmamız gerekiyor.

hedeflerimiz, kişisel gelişim, kişisel gelişim yazıları, kişisel gelişim sözleri,
hedefim,
hedef ile ilgili sözler,
hedef eş anlamlısı,
hedef sözleri,
hedef belirleme,
hedef nedir,
hedef ne demek

Hedeflerimizi nasıl belirlemeliyiz?

“Hedeflerimiz neler olmalı?” “Hedef nasıl belirlenmeli?” diye bir sormalıyız kendimize önce. Hedeflerimizin tutarlılığı çok önemli. Çevremizdekilerle, her anlamda aynı durumda olmadığımızın farkına varmamız gerekiyor. Hedefleri olan bazı insanların güvendikleri başkaları da olabilir. Çoğu zaman karşılıklı çıkar ilişkisine dayanan bu güvenle hedeflerine çok kolay bir şekilde ulaşabilirler. Bizlerin, yani hedefleri uğruna yaşamayı kabul eden bizlerin, güveneceği tek bir şey var. O da kendimiz. Yanlışlarımızla, doğrularımızla, korkularımızla yani her şeyimizle kendimiz. Dolayısıyla yapabileceğimiz inandığımız hedefleri belirlemek bizim için oldukça önemli.

Yaptığımız Her Şey Bizi Etkiliyor!

Her insanın kendine özgü bir hayatı var. Aslında hepimiz kendi dünyamızda yaşıyoruz. Ortak olan tek özelliğimiz, aynı gezegen olan dünyada yaşamak. Belki gelecekte dünyadan başka gezegenlerde de insanların yaşayabileceği ortamlar oluşturulur ve türümüz kendisini daha da geliştirir. Belki de insan türü kendi arasında farklılaşmaya başlar ve bizden daha gelişmiş bir türle beraber yaşamaya devam ederiz. Böyle bir şey olduğunu düşünürsek eğer, doğal olarak o insanların da hedefleri olacak ve onlar da hedefleri uğruna yaşayabilecekler. Bizlerden daha üstün olacakları için de onların hedeflerine ulaşması daha kolay olacaktır. Belki de onlar bizlerden üstün olacakları için bizlerle aynı hedefleri seçmeyeceklerdir. Dünya batsa, ay yarılsa, güneş sönse bile değişmeyecek olan kıskançlık duygumuz yüzünden onların ulaşmaya çalıştıkları hedeflere bizler de ulaşmaya çalışacağız.

Hedeflerimize Nasıl Ulaşabiliriz?

Anlatmaya çalıştığım şey şu. Hepimiz aynı türün canlılarıyız ancak her birimiz birbirimizden farklı. Hedefleriyle, hayalleriyle, imkanlarıyla, şanslarıyla her birimiz diğerinden bir özellikte üstün ama bir başka özelliğinde ise üstün değil. Bizler hedeflerimizi koyduğumuz zaman şuna dikkat etmeliyiz, başkalarından üstün olmaya mı çalışıyoruz yoksa kendimizin en üstün seviyesine mi ulaşmaya çalışıyoruz.

Eğer çevremizdekilerden üstün olmaya çalışıyorsak, bu yolculukta bizleri etkileyecek bir sürü etken olacaktır. Bizler, bu etkenlerin çoğuna müdahale edemeyeceğimiz için çoğu zaman bu hedefimizde başarısız olacağız. Denemenin sınırı yok. Ömrümüz boyunca bunu defalarca tekrarlayabiliriz. Çevremizdekilerden üstün olduğumuzu kabul edip, ettirdikten sonra ise günün birinde bizden daha üstün bir kişinin çevremize dahil olabileceğini unutmamamız gerekiyor. Yaşadığımız gezegendeki insanların sayısı gün geçtikçe artıyor. Her insanın kendi dünyasındaki insanları da artıyor ve artacak. Biz istesek de istemesek de.

Eğer kendimizin en üst seviyesine çıkmaya çalışıyorsak, bu yolculukta da bizi etkileyecek birçok etken olacaktır. Ama bu etkenlerin hemen hemen hepsi kendimizden kaynaklanmaktadır. Hedeflerimizi yeteneklerimize göre belirlemeliyiz. Yapabileceklerimiz ve yapmak istediklerimize sadece kendimiz karar vermeliyiz. Çevremizdekilerin kararları bizler için sadece bir tavsiye olmalı ve ancak bizler beğenirsek o tavsiyeleri hayatımıza katmalıyız. Bizden daha tecrübeli bir insanın bizlere vereceği tavsiyenin elbette bir önemi olacaktır. Ancak her insanın dünyası birbirinden farklı olduğu için bize verilen o tavsiyeyi dünyamıza entegre etmek tamamiyle bizim işimiz olmalı. Başkalarının değil.

Kimse İçin Değil, Yalnızca Kendimiz İçin

Çevremizdekilerden duyduğumuz hedeflerimiz ile ilgili sözler, bizleri bu yolda yavaşlatmamalı. Hedeflerimiz doğrultusunda yaptığımız her şeyin bir anlamı olmalı. Bizden daha iyiler yapıyor veya herkes yapıyor diye değil. Biz istediğimiz için, bize yararı olacağını düşündüğümüz için ve sonucunun bizi etkileyeceğini unutmadan, sadece ve sadece kendimiz için yapmalıyız. Kendi dünyamızı kendimiz yönetmeliyiz.

Hobi

Günlük hayatımızda yapmak zorunda olduğumuz şeyler var. Bunları yaparken belli bir amaç uğruna yaptığımızı düşünürsek, kendimizi huzurlu hissetmemizi sağlamamız gerekir. Çoğumuz için bu durum geçerli değildir. Huzurlu olmak için yapmamız gereken şeyler bizim yararımıza olmaktadır. Yararımıza olan şeylerden bir çıkarımız olduğu sürece onları daha çok yapmak isteyeceğiz. Bunlara örnek olarak hobi diyebiliriz. Yapabileceğimiz birden fazla hobi fikirleri bulunmaktadır. Kişisel gelişim yazıları konusu olarak hobilerimizden bahsedeceğim.

Hobi ne demek?

Boş zamanlarımızın boşa geçmemesini sağlamak için yaptığımız etkinliklerdir. Bu etkinlikler sayesinde kendimizi daha iyi hissedebilir ve ertesi güne daha istekli şekilde uyanabiliriz.

Yaptığımız şeylerin bir bedeli var. Bazen bir şeyler ödüyoruz bazen de bir şeyler ediniyoruz yaptıklarımızın sonucunda. Bu bedeller zaman, para veya başka şeyler olabilir. Bir hedef uğruna çalışıyor veya çabalıyorsak, hedefe ulaşana kadar ödediğimiz bedeller, hedefe ulaştıktan sonra aldığımız ödüle değiyor. Aldığımız ödülün bizi tatmin etmesi gerekiyor eğer hedefimizi daha da ilerletip geliştirmek istiyorsak.

Neden Hobi Edinmeliyiz?

Uzun ve stresli bir günün ardından rahatlamak için dinlenmek ve kendimize zaman ayırmak isteriz. Bu zamanları kişisel gelişimimiz için kullanmalıyız. Kişisel gelişimimiz için illa başarmanın sırrı, özgüven veya stresle alakalı yazılar okumak zorunda değiliz. Kendimizi ne yaparken iyi hissediyorsak onu yapmalıyız. Hava güzelse biraz yürüyüş yapabiliriz, akşam televizyonda sevdiğimiz bir dizi veya film olabilir, yapmayı ve yemeyi sevdiğimiz bir yemeyi yapıp yiyebiliriz, kitap okuyabilir veya bir şeyler yazabiliriz… Bunlar aklıma gelen birkaç örnek. İnsanların birbirlerinden farklı hayatlar yaşadıklarını kabul edersek, herkes için farklı farklı etkinlikler olabilir. Bunları kendimiz deneyip, bulup, hayatımıza katmalıyız. Hobi çeşitleri oldukça fazladır. Birisini seçip hayatımıza katmalıyız.

Tekrarlarını değiştir!

Gelelim en önemli konuya. Sıkılmak. Yaptığımız işten sıkılabiliriz, hobilerimizden sıkılabiliriz, çevremizdekilerden sıkılabiliriz. Sıkılmamızın ana sebebi, aynı şeyleri her gün tekrar ediyor oluşumuzdur. Bu tekrarları bozmamalıyız ama değiştirmeliyiz. Her gün kendimizi rahatlatmak ve daha huzurlu bir hayat yaşamak için tekrarlarımızdan vazgeçmemeliyiz. Bunlar artık bizler için alışkanlık haline gelmelidir. Tekrarlarımızı değiştirmeliyiz ama nasıl? Çok basit. Her ne yapıyorsanız yapmaya devam edin, ancak yaptığınız şeylerin zamanlarını ve mekanlarını değiştirin. Bir önceki günle aynı olmamasına özen gösterin. Hobilerinizi yaparken yeni şeyler keşfetmeye çalışın. Belki keşfettiğiniz şeyler sayesinde yeni hobiler edinirsiniz.

Devam et!

Sıkılma meselesini çözdüğümüzü düşünüyorsak, artık devamlılık konusuna geçebiliriz. Kendimizi zorunlu hissetmeden, hobilerimizi nasıl devam ettirmeliyiz? Birkaç örnek vermek istiyorum bu konuyla alakalı.

1-) Yaptıklarınızı paylaşıp iyi veya kötü eleştirileri değerlendirin. Yaptığınız işler hakkında çeşitli düşüncelere sahip olan arkadaşlarınız olacaktır. Onların eleştirileri arasında yapıcı ve sizin için yararlı olabileceğini düşündüklerinizi alın, bunları değerlendirin ve hobilerinizi bu şekilde ilerletmeye çalışın. Böylelikle her geçen gün ilerlediğinizi göreceksiniz ve bu, kararlı bir şekilde hobinize devam etmenizi sağlayacak.

2-) Hobilerinizden para kazanmaya çalışın. Yaptıklarınızla kendinizi huzurlu hissedebilirsiniz. Peki yaptıklarınız sayesinde insanlara yardım etme hazzını tattıktan sonra o hobinizi bırakabilecek misiniz? Hele bir de yaptıklarınızın sonucunda edindiğiniz manevi tecrübelere ek olarak maddi bir gelirinizin olduğunu da düşünürsek, hobiniz sizin için vazgeçilmez bir eğlence olacaktır.

3-) Hobi malzemesi bulmak oldukça kolay. Bunlara düzenli harcamalar yapmak gerekebilir. Harcanacak olan paranın miktarı hobiden hobiye değişiklik göstermektedir.

Şüphe

Kesin doğru veya kesin yanlış olan şeye gerçek denir. Gerçek kelimesinin tanımını bir başka şekilde açıklamak gerekirse, herkes tarafından kabul edilen, aksinin iddaa edilemeyeceği olaylar veya durumlardır denilebilir. İnanılması güç olmayan, hayatımızı çeşitli yönlerde etkileyen hatta hayatımızı oluşturan şeylerdir bile diyebiliriz.

Gerçekler sayesinde oluşan bu hayatımızı yaşarken inanması güç olaylarla karşılaşırız. Karşılaştığımız bu olaylara tepkilerimizi göstermekten geri durmayız. Tepkilerimizle birlikte şekillendiriyoruz benliğimizi, çevremizi ve hayatımızı. İnandıklarımız ve inanmadıklarımızla birlikte yaşadığımız hayatımıza inanmak istemediklerimizin de dahil olduklarını kabul edip, bunların farkında olarak kalan yaşamımıza devam etmeliyiz.

Şüphe nedir, ne değildir?

Bu yazımda şüphe kavramı hakkındaki düşüncelerimi paylaşacağım sizlerle. Şüphe nedir? Şüphe ne demek? Şüphe anlamı, çevremizde olan her olayın, kesinlik durumu farketmeden gerçekleşen her olaya “Ya öyle değilse?” sorusunu sormaktır diyebilirim. Bu soruyu bizler, düşünüp, tasarlayıp sormayız. Bu soru kafamızda otomatikman oluşan bir sorudur. Bize kalan şey ise sorunun cevabını arayıp bulmaktır. Bulduktan sonra ise cevabını bulduğumuz o olayla alakalı şüphemiz giderilmiş olur. Ama şunu söylemem gerekiyor, şüphe kavramını kafamızdan çıkartamayız.

şüphe, kişisel gelişim, şüphe nedir felsefe,

Ya öyle değilse? Yani size anlatılan şeyler ya doğru değilse? Öğrendiklerimiz doğru değilse? Öğreneceğimiz şeyler ne kadar doğru? Kime göre doğru, neye göre doğru? Bu sorduğum sorular tamamiyle temel durumlarımızı oluşturan sorulardır. Bu durumların doğruluğunu ister istemez sorgularız. Doğruluğu sorgulamak, şüphelenmek demektir.

Şüphelenmemizin sonucunda merak etmeye başlarız. Merak ettiğimiz olayların peşine düştüğümüzde ise neyin ne olduğunu anlayabilmek için elimizden geleni yaparız. Sonuca ulaştığımızda, öğrendiğimiz olayın gerçekten öğrendiğimiz gibi olduğunu anladığımız zaman ise rahatlarız. Belki de boşu boşuna şüphelendiğimizi düşünüp pişman bile olabiliriz. Karşımızdaki insanın güvenini kaybedeceğimizi düşünürüz. Ancak şüphelenmemizin sonucuna ulaştığımız zaman ise karşımızdaki insana olan güvenimizi kaybedebiliriz.

Şüphesiz Şüpheleniriz

“Şüphelenmekte haklıyım.” diye bir şey yok. Bu insanlar şüpheli sıfatını ediniyorlar. Şüphecilik hayatımızda hep var. Şüphesiz, insanlar şüpheleniyorlar. Bunu böyle kabul etmeliyiz diye defalarca vurgulamak istedim. Birinin sizden veya sizin birisinden şüphelenmeniz güven kaybına yol açmamalı. Çünkü bizler, istesek de istemesek de şüpheleneceğiz.

Peki ne yapılmalı? Her işimizden şüphelenileceği için hep temkinli mi davranmalıyız? Dediğimiz veya yaptığımız her şeyin kesinliğiyle alakalı çeşitli kanıtlar mı ortaya koymalıyız? Bunlara gerek yok. Yapmamız gereken şeyleri yapalım. Bizden kanıtlamamız istenirse, vicdanımızı rahatlatmak için kanıtlamaya çalışalım. Başkalarını inandırma derdimiz olmamalı. Çünkü şüphe, insanın hep içinde olan bir şey. Onu oradan söküp alamayız. Bunu böyle kabul edip, yaptığımız işin en iyisi için uğraşmalı, sadece ve sadece kendimiz için elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız.

şüphe, şüphe duymak, şüphelenmek

Herhangi bir konu hakkında düşüncelerimiz net olmalı. Araştırmalarımız sonucunda fikirlerimiz değişebilir. Ancak değişen fikirlerimizi destekleyecek nitelikte bilgi birikimine sahip olmamız gerekiyor. Çünkü bugünkü fikrimiz yarın için geçerli olmadığı zaman çevremizdeki insanların şüphelerini otomatikman üzerimize çekmiş oluruz. Değişen düşüncelerimizi mantıklı bir şekilde açıklayabilirsek, şüphelerin üstesinden rahatlıkla gelebiliriz.

Bir arkadaşımız bir kişi hakkında fikirlerini bizimle paylaşabilir. Bu fikirler doğrultusunda o kişiden daha çok şüphelenebiliriz. Şüphelenme oranımız, arkadaşımıza güvenme oranına bağlıdır. Arkadaşımıza ne kadar çok güveniyorsak, arkadaşımızın bahsettiği kişiden o kadar şüpheleniriz. Kimi zaman bu doğru birşey olmayabilir. İnsanları tanımadan, insanlar hakkında çevremizdekilerin bize aktardıkları bilgilerle onları tanımamaya çalışmalıyız. İnsanların birbirleri üzerindeki etkisi farklı olabilmektedir.

Birinden şüphelenmenin sonucunda bir anda karar vermek yanlış bir davranış olabilir. O an düşünmeden, diğer ihtimalleri gözden geçirmeden verilen kararlar, kişinin hayatını etkileyebilir. O an verilen karar, insanın içinden gelen bir karardır. Sorgulanması güç, anlatılması da bir o kadar zordur. Çoğu zaman sebepsiz yere verdiğimiz kararlar buna güzel bir örnektir.

Şüphe, kıskançlığın en temel yapıtaşıdır. İnsanın içini yavaş yavaş kemirir. İlişkilerimizin her anını etkileyebilir. Bunun çözümü, kişilerin birbirlerine olan güvenidir. Bir çözümü daha vardır. O da kişilerin birbirlerini umursamamasıdır. Aslında kişilerin birbirlerine güvenmesi bile bir yere kadar geçerlidir. Çünkü insanın kendinden bile şüphelenebileceği olaylar yaşanabilmektedir. Umursamamak ise en kesin çözümdür. Ancak bunu her insan yapamaz.

Korku

Çevremizde her geçen gün çeşitli olaylar meydana gelmektedir. Meydana gelen bu olayların bazılarında yer alma ihtimalimiz var. Olaylar içerisindeki tepkilerimiz, olayların gerçekleyişini ve akışını sağlamaktadır. Yani içerisinde bulunduğumuz olayların durumu hal ve hareketlerimize bağlıdır. Korku, hal ve hareketlerimizi etkilemektedir.

Korkmak, şaşırmak, gülmek, ağlamak ve bunlar gibi daha fazla insan davranışları, olayların gidişatlarını etkilemektedirler. O anki ruh halimize bağlı olarak göstereceğimiz bu hareketler sayesinde olay içerisinde yer alan diğer insanların da tepkilerini etkilemiş oluruz. Bu tepkilerde hareketlerimizi şekillendirmemize yol açar. Bu hareketlerimiz, kararlarımız sonucunda olmaz. Olaylar anlık gelişirse, refleks olarak adlandırabileceğimiz bir şekilde karşılık veririz. Uzun sürebilecek olaylar içerisinde ise karar verme ihtimalimiz daha yüksek olur. Verdiğimiz kararlar sonucunda ise olaylar şekillenir.

Korku, kararlarımızı etkiliyor.

Karar verme aşamasında geçmişimiz, planlarımız, hayattan beklentilerimiz, ailemiz, arkadaşlarımız ve daha fazla etken vardır. Bu etkenler karar verme aşamamızda devreye girerler. Bu etkenler sayesinde aldığımız kararların başkaları için mi yoksa kendimiz için mi aldığımızı bilmeliyiz. Yine olayın çeşidine bağlı olarak, olayın sonucunu değiştiremediğimiz zamanlarda kendimizi düşünmeye başlarız. Bu bencillik değildir. Başkalarına faydalı olabilmek için önce bizlerin iyi olması gerekmektedir.

Bu yazının konusu olarak da korku kavramını seçtim. Peki korku nedir? Korku ne demek? “Kork” kökünden türeyen bu kavram, olaylar içerisinde olaylara verdiğimiz tepkilerden birisidir. Korku neden olur? Gidişatını anlayamadığımız bir olayın içerisindeysek, sonucunun bizi nasıl etkileyeceğini bilmediğimiz için veya olayın içerisinde değilsek, olayın sonucunun çevremizi veya hayatımızı nasıl etkileyeceğini düşünerek korkuyu çağırmış oluruz aslında.

Çoğu zaman içimizde olan şeyin korku mu yoksa endişe mi olduğunu bilemeyiz. Endişe, korkmanın bir küçüğüdür. Sonucun kötü olacağını anladığımız an ise korku başlar. Endişe bizi çelişkiye düşürür, korku bize veya çevremizdeki birine kötü bir şey olmasına karşı tetikte olmamızı sağlar. Anlık karar verip uygulamamızı sağlayan korku sayesinde güvenliğimizi sağlayabiliriz.

Korkusuz ve Korkaklar

Korkusuz ve korkak insanlar. Bu iki sıfatı şöyle açıklayabilirim. İkisinde de ortak olan şey korkudur. Korktukları an aldıkları kararlar sonucunda edinirler bu sıfatları. Korkusuz olmak iyi bir şeymiş gibi biliniyor. Korkak olmak da kötü. İki sıfatında tanımlamalarının yanlış olduğunu düşünüyorum. Çünkü anlık alınan bu kararlar tamamiyle savunma amaçlıdır. Kimisi hemen o alandan uzaklaşarak korur kendini, kimisi o olayın üstüne giderek. Bunlar düşünmenin sonucunda olan şeyler değildir.

Bu konuyla alakalı Barış Özcan ve Şanışer güzel bir şarkı yapmışlar. Hoşuma gittiği için sizlerle paylaşmak istiyorum. Şarkıya buradan ulaşıp, şarkıyı dinleyebilirsiniz. Son olarak, korkularımızla birlikte bu hayatımızı korkusuzca yaşamak her şeye rağmen çok güzel..

Toplum İçindeki Yalnızlık Korkusu

Hepimiz aynıyız, herkes eşit haklara sahip. Toplumun kuralı bu değil mi zaten? Toplum içerisinde yaşayabilmenin en önemli koşullarından birisi de birbirimize saygılı olma zorunluluğumuzdur. Saygı duymak zorunda değiliz ancak saygı göstermek zorundayız. İnsanlar birbirlerine saygı duymadıkları için toplum içindeki yalnızlık korkusu sahibi oluyorlar.

Yalnızlık, çoğumuzun hissettiği, hissetmiş olduğu veya olabileceği bir duygudur. Duygudur diyorum çünkü hiçbirimiz tek değiliz. Ailemiz, arkadaşlarımız, toplum içindeki insanlar… Birbirlerini tanımayıp göz aşinası olan bir sürü insan var. Ya tanışmak istemiyoruz, ya da yalnız olmayı düşünmeyi seviyoruz. Ya da en kötü olanı, yalnızlığa alışmış olabiliriz. Bu alışkanlık bizim için kötü alışkanlık diyebileceğimiz türden bir alışkanlık olduğunu düşünüyorum.

yalnızlık, kişisel gelişim yazıları

Kötü alışkanlıklarımdan nasıl kurtuluruz diye bir yazı yazmıştım. O yazıyı buradan okuyabilirsiniz. Oradaki tavsiyeler bu durum için işe yaramayabilir. Bu durum oldukça zor ve kurtulması tamamiyle elimizde olan bir şey.

Yalnızlıktan Nasıl Kurtulurum?

Önemli olan istememiz. Yalnızlıktan mutlu olmadığımızı, huzurun yalnızlıkta olmadığını anladığımız zaman, bu illetten kurtulmak için ilk adımı atmış olacağız. Bizim bu isteğimiz doğrultusunda bize destek ve köstek olanlar olacaktır. Bu kişileri iyi tanıyıp öyle yolumuza devam etmeliyiz.

Yalnız olmadığımızı, sadece yalnızlığa alışmış olduğumuzu kabul edelim. Öncelikle kendimize sormamız gereken soru şu: Çevremizden beklentilerimiz nelerdir? Mutlu olmak? Huzurlu olmak? … Beklentilerimizi belirledikten sonra, beklentilerimiz doğrultusunda insanlarla tanışıp anlaşmaya çalışmalıyız. Ancak tanıştığımız insanların beklentilerini karşılayamazsak onlarla anlaşamayız. İnsanların bencil olduklarını bilmemiz gerekiyor.

Beklentilerimizi karşılayan, anlaşabildiğimiz insanlarla tanıştıktan sonra onlarla geçirdiğimiz zamanımızı, yalnız olduğumuzu düşündüğümüz zamanlarla kıyaslamalıyız. Kıyaslamamızın sonucu olarak hangisi üstün geliyorsa ona yönelmeliyiz. İstekli olmalıyız demiştim ancak kendimizi zorlamanın bir anlamı yok.

En İyi Arkadaşlarımız

“Hiç kimseyi bulamadık, kimse bizi anlamıyor, kimseyle anlaşamıyorum. Yalnızlık benim için bir yaşam tarzı.” demeye başlarsanız önce bir durun. Arkadaş veya dost bulmak için insanlarla iletişim halinde olma zorunluluğunuz yok. Bazı hayvanlar bazı insanlardan daha samimi, vicdanlı, karakterli olabiliyor. Onlarla geçirdiğimiz vakitlerde kendimizi gerçekten mutlu hissediyoruz. Dillerimiz, hareketlerimiz, yaşayış biçimlerimiz farklı olsa bile insanları insanlardan daha iyi anlayan ve insanlara değer veren hayvanlar var. Bir de bunu denemekte fayda var.

Ben yalnızlığı seviyorum, kendimi böyle mutlu hissediyorum dememek lazım. Başka insanlarla veya hayvanlarla olabildiğince iletişim halinde olmak gerekiyor. Karşılık beklemeden iyilik yapıp, bize yapılan kötülükler için de kin duymamalıyız. Zaten bu dünyaya yalnız gelmedik mi? Öldüğümüz zaman da yalnız olmayacak mıyız? Hayatımızı yalnız yaşamanın ne eğlencesi olacak o zaman?

Yalnızlık Korkusu hakkında daha fazla bilgi için –> https://getappvice.com/tr/yalnizlik-korkusu-nedir-hakkinda-bilmeniz-gereken-her-sey/

Sorumluluk ve Zorunluluk

Sorumluluk ve zorunluluk kavramları insan hayatı için oldukça önemlidirler. Bizler, sorumluluklarımızla bir bütün içinde yaşayan , zorunluluklarımızla yaşama isteğimiz kalmamış olan insanlarız. Sorumluluk nedir? Sorumluluk ne demek? Sevsek de sevmesek de istesek de istemesek de yapmamız gereken işler, sorumluluklarımızdır. Sorumluluklarımızdan ziyade zorunluluklarımızın da farkında olmalıyız. Hali hazırda yapıyor olduğumuz zorunlu şeyler var. Yaşamak için nefes almak veya yemek yemek zorunda olmamız gibi. Ana zorunluluklarımız, bizim belirleyemeyeceğimiz şeylerdir. Bunlar, biz doğduğumuzdan beri yapmak zorunda olduğumuz şeylerdir.

Sorumluluklarımız ise biraz daha farklıdır. Eğer bunları yapmazsak sorumsuz sıfatını kazanır ve hayatımıza devam ederiz. Yapmadığımız sorumluluklarımızın yerine bir başkasının geleceğinin de farkında olmalıyız. Sorumluluktan kaçmanın bir anlamının olmayacağı, er geç onların da yapılması gerekeceğini, zaman içerisinde sorumluluklarımızın, zorunluluk olacağını bilmeliyiz. Bunların zorunluluk olması, hali hazırda fazla sayıda zorunluluğumuzun üstüne eklenmesi demektir. Bu da hayatımızı oldukça zorlaştırmaktadır.

Ana zorunluluklarımızın dışında, zorunluluklarımızı belirlemeliyiz. Zorunluluklarımızın azalmasıyla stres seviyemiz de azalır böylece daha huzurlu bir yaşam geçiririz. Peki nasıl zorunluluklarımızı azaltırız? Öncelikle yapmak zorunda olduğumuz şeyler, gerçekten bizim için önemli mi? Yani gerçekten onları yapmak zorunda mıyız? Değilse, neden kendimizi bunları yapmak zorunda hissediyoruz? Bunların cevabı sizde. Zorunluluklarımız bu şekilde azalacak gibi değilse, zorunluluklarımızı arttırmamaya çalışmalıyız. Az önce de bahsettiğim gibi, sorumluluklarımızı zorunluluk haline getirmemeliyiz. Ne demek bu? Sorumluluklarımızı rutin bir şekilde, yapılması gerektiği zamanda yaparsak, yaptığımız şey sorumluluk olarak kalacaktır. Bu bir alışkanlık haline gelecek ve bazı zamanlarda neyi nasıl yaptığımızın farkında bile olmayacağız ama sonuç olarak yapmış olacağız. Her gün yapmamız gereken işleri biriktirip son gün yaparsak, o işler bizim için artık bir zorunluluk haline gelecektir. Dolayısıyla sorumluluk ve zorunluluk kavramlarını dengelememiz gerekmektedir.

Kişisel Gelişim Kitapları

Kitap okumak, zorunluluktan ziyade sorumluluk olması gereken bir etkinlik olmalı bizim için. Bu etkinliğimiz sayesinde ilgi duyduğumuz alanlarda kendimizi geliştirebiliriz.

İlgilendiğimiz konularla alakalı kitapları okumamız bizim için gerçekten önemli. Sırf trend konuların kitaplarını okumak ya da herkes okuduğu için okunmuş olan kitapları okumak bize fayda sağlamaz.

Teknolojinin gelişmesi sayesinde artık bilgiye istediğimiz zaman istediğimiz yerde ulaşabiliyoruz. Edindiğimiz bilgileri aynı şekilde başkalarına da aktarabiliyoruz. Dolayısıyla kitaplardan edineceğimiz bilgileri internet sayesinde çabucak elde edebilir hale geldik. Bu durum bilgi edinme amacıyla kitap okunmasını, kütüphanelere gidip ansiklopedi araştırmalarını azaltmıştır. Ancak kitap yazarlarının, onların hayal güçleriyle oluşturdukları kitapları okuyan insanları olumlu etkilemiştir. İnternet sayesinde kitap yazarları kitaplarını daha kolay tanıtabiliyor ve daha geniş kitlelere ulaşabiliyorlar. Birden fazla insanın beğendiği kitaplar, insanların o kitapları birbirlerine tavsiye etmesi sonucunda inanılmaz bir şekilde yayılıyorlar. Ayrıca kişisel gelişim kitapları pdf bulmak oldukça kolay.

Bende kişisel gelişim kitaplarını okumayı seviyorum. Birkaç tane kitap önermek istiyorum. Buradan sonrası kişisel gelişim kitapları yorum niteliğinde olacaktır.

Kişisel Gelişim Kitapları Öneri

Limit Sizsiniz

kişisel gelişim kitapları

Bu kitap Mümin Sekman tarafından kaleme alınmış bir kitap. 156 sayfadan oluşan bu kitap, Can Yücel’in “Yerin seni çektiği kadar ağırsın, kanatların çırpındığı kadar hafif, kalbinin attığı kadar canlısın” dizeleriyle başlıyor. Bu kitabı okurken çeşitli notlar almanızı tavsiye ediyorum. Ayrıca yorgun olduğunuz zaman değil kendinizi dinç hissettiğiniz zaman okumanızı öneriyorum.

Her Şey Seninle Başlar

En başarılı başarı kitabı. Bunu ben söylemiyorum kitabın kapağında yazıyor :). Yazmasına yazıyor ama önemli olan bu yazıyı hak ediyor mu? Hemde sonuna kadar. Gerçekten hak ediyor. Mümin Sekman tarafından yazılan bu kitap okuduğum ilk kişisel gelişim kitabı. Kitabı aldığım zaman oldukça fazla alındığını bilerek almıştım. İyi ki de almışım, iyi ki de okumuşum. Kitapta ne anlatıldığını falan anlatmama gerek yok. Müsait olduğunuz ve iyi dinlendiğiniz bir gün alıyorsunuz kitabı, nerede rahat edebilecekseniz oraya gidiyorsunuz, kitabı açıp okumaya başlayınca “kişisel kurtuluş savaşınızı” başlatmış oluyorsunuz. Kitap bittiğinde savaşı kazanmak için elinizden geleni yapmalısınız. Atalarımız yapmış biz de yapabiliriz.

S*ktir et

Kitabın ismi bu gerçekten. İlk gördüğümde pek ciddiye almamıştım. Biraz araştırdıktan sonra almaya karar verdim. John C. Parkin tarafından yazılan bu kitapta bizlere, s*ktir et demenin bizi iyi hissettireceğini, ne hoşumuza gidiyorsa onu yapmamız gerektiğini, çevremizdekileri umursamamamız gerektiğini ve kendi yolumuzdan gitmemiz gerektiğini söylüyor. Tabi bunları nasıl yapacağımızı da anlatmış bu kitap. Kitaptaki teknikler gerçekten kolayca uygulanabilir.

OSHO – Huzur Arayışı

Omega yayınlarının yayınladığı bir kişisel gelişim kitabıdır. Hindistanlı mistik guru olan Osho, bu kitabında, insanların huzur arayışlarında neler yapması gerektiğini anlatmaktadır. İnsanların bu yolda yaptıkları yanlışlardan ve yapılmaması gerekenlerden bahsetmektedir.

Kitabın kapağında sade bir görünüm tasarlanmış. Deniz ürünlerinden birkaç tanesi kitabın kapağını süslemiş. “Günlük hayatta huzurlu olmak mümkün mü?” diye bir soruyla okuyucuyu karşılamaktadır. Sorunun cevabı kitap okunduktan sonra anlaşılmaktadır.

143 sayfa olan bu kitap, akıcı bir şekilde ve hiç sıkılmadan okunabilmektedir. Kitapta genellikle meditasyon yöntemlerinden ve insan vücudunda bulunan çakralardan bahsedilmektedir. Huzuru arayan insanların bu kitabı okuması gerçekten önemlidir. Huzur arayışında hiçbir şey bilmeden yola çıkmak oldukça yanlıştır. Belli bir program içerisinde bu kitabın eşliğinde insan, aradığı huzura ulaşacaktır.

Neden ile Başla

Simon Sinek adlı yazarın yazmış olduğu bu kitabın ikincisi de mevcuttur. Beyazın üzerine kırmızı yazılarla yazılmış olan “Neden ile Başla” yazısı kitabın kapağının bütününü oluşturmaktadır. “Büyük liderler insanlara nasıl ilham verirler?” sorusuyla da okuyucuları merak ettiren sade ve akıcı bir anlatıma sahip olan bir kitaptır.

“İnsanlar sizin ne sattığınızı değil neden yaptığınızı alırlar.” Liderlerin hemen hemen hepsinin bir amaçlarının olduğunu ve amaçları uğruna hayatlarını sürdürdüklerini söylüyor bize bu kitap. İnsanların ise liderlerin peşinden gitmelerinin nasıl olduğunu, liderlerin bunu nasıl başardıklarına dair önemli bilgiler içeriyor.

159 sayfadan oluşan bu kitabın ikincisi de birincisinin devamı niteliğine denebilir. Ancak bir hikaye tarzında yazılmadığı için kitap okuma sırası çok fazla önem arz etmemektedir. Şartlar uygunsa öncelikle birinci kitap daha sonra da ikinci kitap okunmalıdır. İkinci kitabın kapağında ise beyazın üstüne mavi renkle “Neden ile Başla” yazılmıştır.

Kişisel gelişim kitapları ekşi sözlük tavsiyeleri için buraya tıklayınız.

Şimdilik bunları tavsiye edebilirim. Beğendiğim kitaplar olursa buraya eklerim. Sizler de okuduğunuz en iyi kişisel gelişim kitapları tavsiyelerinizi yorum olarak bırakabilirsiniz.

Odaklanma

Odaklanma Nedir?

Kişisel gelişim sürecimizin ana etkenlerinden birisi olan odaklanma, yapmak zorunda olduğumuz iş için diğer şeyleri önemsememektir. Odaklanmanın güzel bir yolu ise, sadece bir yol seçip diğer yolları yok saymaktır.

Yaptığınız şeyi gelecek zamanda daha kolay veya etkili bir şekilde yapma şansınız olabilir. Ama şu an yapmak zorunda olduğunuz için seçtiğiniz yoldan diğer yolları düşünmeden ilerlemeniz gerekmektedir.

odaklanma, kişisel gelişim

Neden Odaklanma Sorunu Yaşıyorum?

Çoğu insan odaklanmakta değil karar vermekte zorlanır. Hiç kesinlikle bitirmeniz gereken bir işiniz oldu mu? Ne oldu? O işin üstesinden geldiniz çünkü zaman sizin yerinize karar verdi. Önceden ertelemiş olabilirsiniz, ama zamanınız azaldığında ve bir karar vermek zorunda kaldığınızda o işi bitirmek için harekete geçtiniz.

Odaklanmanız gereken biri işi seçmek yerine birden fazla işi planlı bir şekilde yapmayı denemelisiniz.

Çoklu Görev

Aslında birden fazla işi aynı anda yapabilirsiniz. Yemek yaparken televizyon izlemek veya telefonla konuşurken, gelen mesajlarınıza cevap vermek gibi. İmkansız olan şey ise tek seferde birden fazla işe aynı derecede konsantre olmak. Televizyon izlerken mutfağınızda yanan yemeğinizin kokusunu hissedebilirsiniz ya da salonda otururken aklınız pişmekte olan yemeğinizde olur ve televizyonda arka planda ses yapar. Herhangi bir anda, sadece tek bir işe konsantre olursunuz. Beyniniz sizi bir işten diğerine geçmeyi zorlar, sonra o işten bir öncekine geçmeye çalışır. Eğer bunu düzgün bir şekilde yapsaydı sorun olmazdı. Ama yapamıyor maalesef.

En sevdiğiniz şeyi yaparken, birisinin size seslendiği zamanlar olmuştur. Size seslenen kişiyle konuştuktan sonra yapmakta olduğunuz şeyin tam olarak neresinde kaldığınızı unutabilirsiniz. Beyniniz size bir işten başka bir işe geçtiğiniz için küçük bir bedel ödetiyor. Bu, Anahtarlama Maaliyeti’nin bir örneğidir. İngilizcesi, “Switching Cost”.

Switching Cost, odağımızı bir işten diğerine geçirdiğimiz zaman karşılaştığımız performans bozukluğudur.

Odaklanmayı artırmak

Warren Buffett’in üç adımda basit verimlilik stratejisi

Ünlü girişimci Warren Buffett özel pilotuna bu stratejiyi uygulamış. Bakalım nasıl uygulamış.

Adım 1

Buffett, Mike Flint adlı pilotundan ilk yirmi beş kariyer hedefini yazmasını istedi.

Adım 2

Sonra Buffett Flint’ten listesini gözden geçirmesini ve ilk beş hedefini daire içine almasını istedi.

Adım 3

Bu noktada, Flint’in iki listesi vardı. Daire içine aldığı beş madde A listesi, daire içine alınmamış yirmi madde B listesiydi.

Burada Flint, yirmi beş listelik planında en çok ulaşmak istediği beş hedefini işaretlemiştir. Bu, diğer yirmi hedefini istemediği anlamına gelmiyor. İşaretlediği beş hedefi diğer yirmi hedefinden daha çok istiyor. Dolayısıyla Flint işaretlediği bu beş hedefine daha iyi odaklanabilir ama diğer yirmi hedefine o kadar iyi odaklanamaz. Çünkü aklında hep işaretlediği beş hedef olacaktır.

Dikkat süresini arttırmak ve odaklanmaya devam etmek

Sonuçlarınızı ölçün

Hedefinize ulaşabilmek için odağınızı korumanız gerekiyor. Bunun içinde ilerleyişinizi ölçmelisiniz. Her adımda sonuçlarınızı görüp geri bildirimler alarak odağınızı arttırabilirsiniz.

Olaya değil sürece odaklanın

Olayın sonucundaki başarıdan ziyade olayın içerisinde yaptıklarınıza odaklanın. Hedeflere ve sonuçlara odaklanmaktan ziyade olayın sürecine odaklanmalısınız. Bu, sizin daha fazla sonuca ulaşmanızı sağlayacaktır.

Odaklanmanın daha da iyileşmesi için odaklanma kitapları okunabilir. Detaylı bir araştırma sonucunda bu kitaplara ulaşılabilinir. Ayrıca odaklanma ilacı da kullanılabilinir. Ancak öncelikle doktora başvurulmalıdır.

Odaklanma hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.

Odaklanma sorunu ekşi sözlük yazılarını okumak için buraya tıklayabilirsiniz.

Müzik eşliğinde işlerini yapan kişiler için tavsiye edilen odaklanma müziği için buraya tıklayabilirsiniz.

Bu yazı James Clear isimli kişinin yazılarından derlenmiştir.

İletişim

İletişim nedir?

Kişisel gelişim sürecinde olmazsa olmaz etkenlerden birisi olan iletişim ne demektir? Canlıların birbirleriyle olan etkileşimlerinde önemli bir kavramdır. İnsanların konuşarak, hayvanların koklaşarak birbirleriyle etkileşim kurmalarını sağlar. Biz hayvanların koklaşarak iletişim sağladıklarını düşünüyoruz ancak hayvanlar, çıkardıkları seslerle belki de kendi aralarında konuşuyorlardır.

İletişim Türleri

Konuşmak, insanlar arasında en bilindik iletişim türlerinden birisidir. Konuşamayacağımız durumlarda ise genellikle el ve gövde hareketlerimizle veya jest ve mimiklerimizle iletişim kurmaya çalışırız. Tabi bu iletişim çeşitlerini kullanırken de biraz dikkatli olmamız gerekiyor. Çünkü yanlış anlaşılmalara sebep olabilecek hareketler var.

Mesela İtalya’da bir restauranta oturduk ve bir yemek söyledik diyelim. Tamam gidip bunu yapabilmek çoğumuz için zor bir durum ama şimdilik sadece düşünelim. Yemeğimiz önümüze geldi ve yemeye başladık. Çok beğendik ve elimizin parmak uçlarını birleştirerek aşağı yukarı doğru salladık. Bunu orada bulunan garsonlar görürse baya yanlış anlaşılabilirmişiz. Bide yanında bira içiyorsak, ikinci içeceğimiz biranın bira olmayacağını bile söylesem çok fazla ileri gitmiş olmam herhalde. Çünkü bu yaptığımız hareketin anlamı “Sen ne yaptığını zannediyorsun?” anlamına geliyor. Yani bir çeşit atarlanma tabiri. Tabi kültürümüz onlardan farklı olduğu için bu gibi yanlış anlaşılmalar normal oluyor. Yerine, zamanına ve olaydaki insanların tepkilerine göre şekillenir böyle durumlar.
İtalya’daki vücut dili hakkında daha fazla bilgiye ulaşmak istiyorsanız buraya tıklayabilirsiniz.

İletişim ve Saygı

İletişim esnasında tarafların birbirlerine olan saygıları çok önemlidir. Birbirini sevmeyen iki insan, birbirlerine saygı duymak zorunda değildirler ama saygı göstermek zorundadırlar. Çünkü aynı toplumda yaşamaktadırlar. Bu saygı gösterme olayı tabi ki de karşılıklı olmak zorundadır. Size saygı göstermeyen bir insanla neden iletişim kurmaya çalışırsınız ki? Hiçbir şey anlatamazsınız o insana. Daha doğrusu anlamak istemez sizin anlattığınız şeyleri.

iletişim, çocuk, kişisel gelişim

Yaş farkı bir diğer unsurlardan bir tanesidir. Bir çocukla iletişim kurmak istiyorsanız, onun çocuk olduğunun farkında olmanız gerekir. Düşüncelerinin ve fikirlerinin daha büyümemiş olduğunu bilmeniz gerekir. Ama onların hala büyüdüklerini de unutmamak gerekir. Bu yüzden çocuklarla iletişim kuracağımız zamanlar da onları olumsuz etkileyecek şekilde iletişim kurmamalıyız.

İletişim Araçları

telefon, iletişim, kişisel gelişim

Günümüzde en çok kullandığımız cihazlardan birisi cep telefonlarımızdır. Cep telefonları, ilk çıktıklarından bu yana oldukça gelişti ve gelişmektedirler. Gelişen bu telefonlar sayesinde neredeyse her işimizi telefonlarımızla yapar olduk. Zamanımızın büyük bir kısmını onlara ayırır olduk. Ama cep telefonlarının radyasyon yaydığını unutmamak gerekiyor. Diyeceksiniz ki etrafımızda bir sürü cihaz zaten radyasyon yayıyor, telefonun yaydığı radyasyondan ne olacak? Olur olur çok şey olur. Telefonlarımızı genellikle cebimizde veya çantamızda taşıyor olmamıza rağmen aslında konuşurken, telefonumuzu başımıza çok yakın bir hizada tuttuğumuz için bizim umursamadığımız o radyasyon doğrudan beynimizi etkilemektedir. Buna herkesin bildiği ama çoğumuzun kullanmadığı basit bir çözüm sunabilirim. Mikrofonlu kulaklık kullanmak. Genellikle telefonlarımızın kutularında bulunur bu cihaz. Tabi herhangi bir teknoloji mağazasından da alabiliriz. Bu cihaz sayesinde telefon konuşmalarımızda telefonumuz, baş hizasında duracağına, cebimizde, çantamızda veya masamızda durabilir. Böylelikle telefonumuzun radyasyonundan daha az etkilenmiş oluruz.

topluluk, iletişim, kişisel gelişim

Bir topluluk önünde konuşma yapmamız gerektiği zamanlar olmuştur elbette. Bu olaylar çoğumuz için stresli ve sıkıntılı zamanlardır. Bu sıkıntıların aşılması sanıldığı kadar zor değildir. Anlatılması gereken konuyla alakalı öncelikli olarak detaylı bir araştırma yapılmalıdır. Bu detaylı araştırmalar, o konu hakkında hiçbir bilgiye sahip olmayan insanların bile anlayabileceği şekilde anlatılmalıdır. Bu anlatımı en az hatayla yapabilmek için ise defalarca tekrar yapılmalıdır. Böylelikle beyin, bu gibi durumlara hazırlıklı olur.

Sherlock Holmes

İzlediğim en güzel dizilerden bir tanesi olan Sherlock Holmes, dört sezon ve on üç bölümden oluşuyor. Her bölümü en az bir saat sürdüğü için izlerken biraz yorulduğumu söyleyebilirim. Ama izlemekten değil, izlerken baya bir düşündüğüm için.

Sherlock Holmes Karakterleri

sherlock holmes, yabancı dizi

Dizinin ana karakteri olan aynı zamanda ismini diziye de vermiş olan Sherlock Holmes karakterini Benedict Cumberbatch oynuyor. Benedict beyi Marvel evreninde “Dr. Strange” olarak da biliyoruz.

sherlock holmes, yabancı dizi

Sherlock Holmes’ün yardımcısı olan Dr. Watson rolü ise Martin Freeman tarafından başarıyla oynanmış. Kendisini “Black Panther” filminde de görmekteyiz.

sherlock holmes, yabancı dizi

Mycroft Holmes, sevgili Sherlock’ün abisidir. Bu rolü Mark Gatiss canlandırmaktadır. Aynı zamanda bu dizinin yazarlığını da yapmaktadır.

Daha bir sürü karakter var anlatılması gereken ancak bu karakterler hakkında bilgiler verirsem, spoiler vermiş olurum. Bu yüzden şimdilik bu üç karakteri bilsek yeterli.

Dizinin İçeriği

Her bölümde farklı olayları, farklı suçları aydınlatan Sherlock aslında çok fonksiyonlu bir sosyopattır. Bu yüzden dizide zaman zaman başına bela almaktadır. Dr. Watson elinden geldiği kadar onu korumaktadır.

Dizideki olaylar, Sir Arthur Conan Doyle’un yazmış olduğu Sherlock Holmes kitaplarındaki olayları anlatmaktadır. Kitaplardaki olayların günümüze evrilmiş halidir bu dizi. Ben diziyi izlemeden önce Sherlock Holmes kitap serisi çoktan bitmişti. Bu yüzden dizi başladığında sonunu zaten biliyor oluyordum. Bu durum dizinin zevkini biraz olsun azaltmadı. Sonunu bilmeme rağmen, olayları nasıl uyarladıklarını görmek için izliyordum.

Uzun soluklu ve eğlenceli olan bu diziyi izlemenizi tavsiye ediyorum. Ama bir oturuşta bitirmeye çalışmanın bir anlamı olmayacağını düşünüyorum. Her bölüm ayrı güzel ve birbirinden farklı. Dolayısıyla düşünüp anlamak gereken bir sürü olay var. Diziyi yavaş yavaş ve sindire sindire izlemek, diziyi daha zevkli hale getirecektir.

İzlediğim bir diğer yabancı dizi “Friends” için buraya tıklayabilirsiniz.